Hukukçulardan 'Kobanê Davası’ açıklaması: En yüksek katılımla orada olacağız!

  • 15:48 7 Nisan 2021
  • Güncel
 
İSTANBUL - Hukuk örgütleri, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçinin yargılandığı "Kobanê Davası"na ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada hukukçular, 26 Nisan’da en yüksek katılımla Ankara’da olacaklarını vurguladı.
 
Hukuk kurumları, HDP ve HDP'li siyasetçilere yönelik gerçekleşen ve kamuoyunda "Kobanê Dosyası" olarak bilinen Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da aralarında bulunduğu onlarca siyasetçinin yargılandığı davanın duruşmasına ilişkin Taksim Hill Otel’de bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Adalet İçin Hukukçular, Avukat Dayanışması, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Çağdaş Avukatlar Grubu (İstanbul), Çağdaş Avukatlar Grubu (İzmir), Demokrasi İçin Hukukçular, Kartal Hukukçular Derneği, Katılımcı Avukatlar, Toplumsal Hukuk, Sosyal Hukuk, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği ve Özgürlükçü Demokrat Avukatlar’ın katıldığı açıklamada, HDP milletvekilleri Züleyha Gülüm ve HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede  yer aldı. 
 
Açıklamanın yapıldığı salona ise “İktidarın ve yargının saldırısına karşı HDP’yi savunuyoruz” pankartı asıldı.
 
Açılış konuşmasını yapan ÖHD üyesi avukat Veysi Eski, açılan davayı “çözüm süreci ile hesaplaşma davası” olarak değerlendirdiklerini söyledi. Veysi, hukuk örgütleri olarak yargının siyasallaştırılmasına karşı en yüksek avukat katılımı ile 26 Nisan’da Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmada olacaklarını ifade etti.
 
‘İktidar faşizmi kurumsallaştırmaya çalışıyor’
 
Hazırlanan basın metnini ise Çağdaş Avukatlar Grubu Sekretarya üyesi Bilge Sayıcı okudu. Bilge, siyasi iktidarın geçmişte hiç olmadığı kadar bugün yargıyı araçsallaştırarak, toplumsal muhalefeti susturmanın bir mekanizması haline getirdiğini dile getirdi. Türkiye’de yargının aslında hiçbir zaman bağımsız olmadığını söyleyen Bilge, “Ama bugün gibi 12 Eylül yargılamalarını dahi geride bırakan bir tablo ortaya çıkmamıştı. Her türlü baskı ve zor aygıtına rağmen susturamadığı muhalifleri, devrimcileri gözaltılar, tutuklamalar ve uzun yıllara varan hapis cezaları ile susturmaya, örgütlenmesini engellemeye, bütün demokratik haklarını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Kürt halkı, kadınlar, işçiler, emekçiler, öğrenciler, gençlik, doğa savunucuları, LGBTİ+’lar, kısacası bir bütün olarak iktidarın uygulamalarına hayır diyenler, yargı ile iktidarın hedefindedir. Kendi iktidarını kalıcılaştırmaya faşizmi kurumsallaştırmaya çalışan iktidar, toplumsal muhalefete yönelik saldırının bir parçası olarak da Halkların Demokratik Partisi’ni hedefe almış durumda” dedi.
 
‘Kürt siyasi hareketine yönelik çöktürme planı’
 
AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP karşısında beklemediği bir yenilgi aldığını belirten Bilge, sonrasında Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin, dönemin HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsında HDP’yi ve HDP’li siyasetçileri hedef alarak  Kürt siyasi hareketine yönelik “çöktürme planı”nı  devletin derin güçleri ile birlikte uygulamaya geçirdiğini ifade etti. Bilge, bu çerçevede HDP ve Kürt siyasi hareketine karşı siyasallaşmış yargı eliyle operasyonlar başlatıldığını vurguladı. Tayyip Erdoğan'ın 7 Haziran seçiminden hemen sonra, 28 Temmuz 2015 tarihinde "Bu partinin yöneticilerinin bunun bedelini ödemeleri gerekiyor. Bunları dokunulmazlık zırhından sıyırmak suretiyle, biz sırtımızı şuraya buraya dayıyoruz diyenler bu ifadelerin bedelini ödemelidirler" şeklindeki sözlerini hatırlatan Bilge, akabinde HDP’ye yönelimlerinin arttığını kaydetti.
 
Bilge, “HDP karşıtı kampanya süreci doğrultusunda AKP tarafından hazırlanan ve 20 Mayıs 2016 tarihinde TBMM'de kabul edilen değişiklikle Anayasaya geçici 20. madde eklenmiş, Anayasanın 83. Maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesindeki ‘milletvekili dokunulmazlığı’ askıya alınmıştır. 20 Mayıs 2016 tarihi itibariyle hakkında fezleke düzenlenerek, fezlekesi TBMM'ye gönderilen milletvekillerinin, milletvekili dokunulmazlığından yararlanamayacakları Anayasa metnine işlenmiştir” diye konuştu.
 
‘Tahliye kararı uygulanmadı’
 
Bilge, yapılan Anayasa değişikliğinden 5 ay sonra, 4 Kasım 2016 günü 4 farklı ilde dört farklı Başsavcılıkça yürütülen soruşturmalar kapsamında 15 HDP'li milletvekili hakkında eş zamanlı operasyon başlatıldığını ve operasyonlar sonucunda aralarında Figen ve Selahattin’in de bulunduğu 10 milletvekilinin tutuklandığını hatırlattı. Bilge sözlerini şöyle sürdürdü: 
 
“Demirtaş'ın tutuklanması ile ilgili yapılan bireysel başvuruda AİHM, 20 Kasım 2018 tarihinde ihlal tespitleri ile birlikte Demirtaş'ın derhal serbest bırakılmasına karar vermiş, buna karşın Cumhurbaşkanı, ‘karşı hamlemiz yapar işi bitiririz’ diyerek Demirtaş'ın tahliye edilmemesi için yargıya açık talimat vermiştir. AİHM kararının Büyük Daire'ye taşınması ve Büyük Dairenin 18 Eylül 2019 tarihinde duruşma yapmaya karar vermesi üzerine  Demirtaş 2 Eylül 2019 tarihinde 6-8 Ekim olayları ile ilgili tutuklu olduğu ‘halkı suç işlemeye tahrik suçundan’ tahliye edilmiş; serbest bırakılmadan 20 Eylül 2019 tarihinde Figen Yüksekdağ ile birlikte yine 6-8 Ekim olayları ile ilgili ikinci kez tutuklanmıştır.” 
 
Aynı olaya iki ayrı tutuklama
 
Bilge, eşbaşkanların 2014 yılında başlatılan soruşturma nedeniyle 4 Kasım 2016’da tutuklandıkları ve hala devam eden dosyalarında yargılandıkları halde HDP MYK üyeleri ile ilgili açık tutulan soruşturma dosyasına 5 yıl sonra tekrar dahil edilerek aynı olaylardan ikinci kez tutuklandıklarına da dikkat çekti. Bilge, “Bu son tutuklama, aynı olaylar (6/8 Ekim olayları) üzerine temellendirilmiş, ancak bu kez suç vasfı değiştirilerek ‘öldürmeye azmettirme, öldürmeye teşebbüse azmettirme, yağma, kamu malına zarar verme, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma’ gibi suçlardan isnatlarda bulunulmuştur. AİHM Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020 tarihli kararı ile 20 Kasım 2018 tarihli ilk ihlal kararından daha sert bir karar vermiş; Demirtaş'ın 20 Eylül 2019 tarihli ikinci tutuklamasının, 4 Kasım 2016 tarihli ilk tutuklamanın devamı niteliğinde olduğunu, yargılamasının ve özellikle tutuklamasının gizli siyasal amaçlar taşıdığını tespit etmiş, Demirtaş'ın derhal serbest bırakılmasına yeniden karar vermiştir. AİHM Büyük Dairesi, HDP ve HDP'li siyasetçiler ile 6-8 Ekim olayları arasındaki illiyet bağı ve sorumlulukla ilgili ‘HDP MYK'sı tarafından 6 Ekim 2014 tarihinde atılan tweetler ile 6-8 Ekim olayları arasında sebep sonuç ilişkisi olmadığını, tweetlerin barışçıl protesto çağrıları olduğunu’ tespit etmiştir” diye konuştu.
 
‘HDP’yi kapatmaya destek davası’
 
Bilge, HDP'nin 6-8 Ekim olayları ile ilgili bir sorumluluğu olamayacağına ilişkin AİHM kararındaki tespite rağmen, AİHM kararından hemen sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile çoğunluğu HDP'li siyasetçiler olan 108 kişi hakkında “öldürmeye azmettirme”, “öldürmeye teşebbüse azmettirme”, “yağma”, “kamu malına zarar verme”, “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” suçlarından dava açıldığını hatırlattı. İddianamenin esas itibariyle 6-8 Ekim olaylarını odak haline getirdiğinin altını çizen Bilge, iddianamenin HDP'li siyasetçiler ile şiddet arasında ilişki kurmaya çalışan ve bunun üzerinden HDP'nin kapatılmasına yönelik siyasal söyleme lojistik destek sunan bir belge niteliğinde olduğunu belirtti.
 
‘Siyasi hareketin tasfiyesini hedef alan bir yargılama’
 
Davanın ilk duruşmasının, 26 Nisan’da Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini belirten Bilge, “Bizler hukuk kurumları olarak yukarıda izah ettiğimiz yargılama süreçlerinin tamamının siyasal bir hareketin tasfiyesini hedef alan, siyasallaşmış yargı organlarının eli ile yürütülen bir süreç olduğunun tespitini yapıyoruz. HDP karşıtı yürütülen bu yargı sürecinin yanında tüm toplumsal kesimlere yönelik eşzamanlı olarak sindirme ve yok etme süreci yine aynı yargı eliyle yürütülmektedir. Tek adam rejimine karşı duran Boğaziçi Öğrencileri, gibi tüm toplumsal kesimler aynı yargı tarafından ezilmek istenmektedir. Yargı siyasal iktidarın yol haritasının önündeki engelleri kaldırmaya yarayan bir manivela olmadığının farkına varmalıdır. Adalet bir gün herkese lazım olacaktır” dedi.
 
‘Hukuku, siyaseti dizayn etmek için kullanmaktan vazgeçin’
 
Bilge, son olarak şunları söyledi:  “Hukuk kurumları olarak, siyasal iktidarı, hukuku siyaseti dizayn etmek için kullanmaktan vazgeçmeye davet ediyoruz. Yargılamayı yürüten mahkemeye AİHM yüksek dairesinin kararı ile siyasi saikler ile yürütüldüğü açık olan bu dosyada daha fazla hukuku araçsallaştırmaktan vazgeçerek AİHM kararına göre karar vermesini beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Aksi durum bu yargılamanın her aşamasında yer alan hukukçuların da suç işlemeleri ve işlemeye devam etmeleri anlamına gelmektedir diyoruz. Hukuk kurumları olarak tüm gücümüz ile bu siyasal yargılamada hem mahkeme salonunda hem de sokakta HDP ve HDP’li siyasetçiler ile dayanışma içinde olduğumuzu belirterek tüm meslektaşlarımızı 26 Nisan 2021 tarihinde, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda bu hukuksuzluğa karşı durmaya davet ediyoruz.”
 
‘Milyonların iradesi yok sayılamaz’
 
Daha sonra söz alan Adalet İçin Hukukçular üyesi Özgür Urfa, siyasi iktidarın toplumsal muhalefetin tümüne karşı ciddi bir yönelim içerisinde olduğunu ifade ederek, davanın “HDP’nin siyaset yapma hakkını gasp etme” anlamını taşıdığını söyledi. Özgür, bütünlüklü ve güçlü bir karşı koyuş için tüm hukukçulara ve kamuoyuna davayı sahiplenme çağrısı yaptı.
 
ÇHD üyesi Meral Hanbayat da dokunulmazlıkların kaldırılması, kayyımlar ve tutuklamaları hatırlatarak, yaşananları “toplumsal muhalefeti yok etme girişimi” olarak değerlendirdi. Meral, “HDP’nin siyaset yapmak hakkı yasaklanamaz, milyonların iradesi yok sayılamaz” ifadelerini kullandı.
 
İlknur Aycan: Tüm kesimlerin sahiplenmesini istiyoruz
 
ÖHD Eş Genel Başkanı İlknur Aycan ise “Bu dava tamamen toplumsal muhalefetin ortadan kaldırılmasına yönelik bir davadır. Bu dava HDP’li siyasetçiler ve Kürt siyasetçilere karşı açılan bir davadır. Siyasette birileri ‘yap’ diyor, maalesef ertesi gün de yargıçlar harekete geçiyor. Biz ÖHD olarak 26 Nisan’da duruşma salonunda olacağız. Eğer bu saldırıya karşı durmazsak Türkiye nefes alınamaz hale gelecek. Tüm kesimlerin bu davayı böyle algılamasını ve sahiplenmesini istiyoruz” diye konuştu.
 
İlknur’un ardından Katılımcı Avukatlar üyesi Ahmet Dindar ve hukukçu Kemal Aytaç da davayı sahiplenme çağrısında bulundu.
 
‘Birlikte mücadele etmekten gurur duyuyoruz’
 
HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de yaptığı konuşmada partilerine yönelik baskı ve operasyonlar karşı dayanışma içerisinde olan hukukçulara teşekkür etti. Ümit, “Bizleri savunan hukukçular da tek tek bizi değil, Türkiye halklarının barış ve demokrasi umudunu savunuyorlar. Biz bu yolda yürürken siyasi iktidarın kirli politikaların karşı birlikte mücadele etmekten gurur duyduğumuz siz değerli hukukçuları tekrar selamlıyorum” dedi.
 
Konuşmaların ardından açıklama son buldu.