Tecridi değerlendiren avukat Özüm: Hukuki bir yanlış içerisindeyiz

  • 09:03 15 Şubat 2020
  • Hukuk
Rengin Azizoğlu
 
DİYARBAKIR - ÖHD üyesi Avukat Özüm Vurgun, 5271 sayılı kanunda tutsaklara verilmiş tüm hakların PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer tutsaklara uygulanması gerekliliğine dikkat çekerek,  “Hukuki bir yanlış içerisindeler. Bu hukuksuzluk tüm ülkeyi ele geçirmiş durumda. Tecridi sürekli gündeme getirmeli ve birinci önceliğimiz haline dönüştürmeliyiz” dedi.
 
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın, avukat görüş yasağı 8 yıl aradan sonra, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in başlattığı daha sonra tüm cezaevlerine dünyanın pek çok yerine yayılan açlık grevleri sonucunda kaldırıldı. Abdullah Öcalan ile yapılan 5 görüşmenin ardından 7 Ağustos 2019’dan bu yana aile ve avukat başvurularına yanıt verilmiyor. Konuya ilişkin Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Özüm Vurgun değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Tecrit 21 yıldır kanun tanımayan bir keyfiyet’
 
Tecridi değerlendirirken, 5271 sayılı kanuna değinen Özüm, tecridi yalnızca kanunla ifade etmenin eksik bir değerlendirme olacağını söyledi. Tecridin imzalanan uluslararası sözleşmelerde de ülkenin kanunlarında da tamamen yasak bir uygulama olduğuna dikkat çeken Özüm, kanun içerisinde yasak olan bir şeyi konuştuklarının altını çizdi. Özüm, “Bir hukuksuzluğu tekrar ortaya çıkarıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecride yönelik açlık grevleri başlatıldı. Açlık grevleri sonrasında mahpusların duruşu çok netti. Ölüm oruçları başlatılmıştı. Uzun bir süreçte devam etmişti. Ülke iktidarı hakimiyetini sağlayamadığı konularda her zaman yaptığı şeyi yaptı ve ‘ağza bir bal çalarak’ 5 kez avukat görüşü gerçekleştirdi. Daha sonrasında yine bir cezalandırma tekniği uygulandı. 1999 yılından beri hükümetlerin keyfi bir şekilde uygulamış olduğu bir konjonktür bu.  21 yıl içerisinde her şey aynı şekilde ilerlemiş. Hiçbir kanun tanımayan, sözleşmeye uyulmaksızın uygulanan bir keyfiyet” diye belirtti.
 
‘AİHS’e tamamen karşı geliniyor’
 
Tutsak Veysi  Aktaş’ın durumuna da değinen Özüm, süresiz haberleşme yasağı aldığının altını çizdi. Kanunda böyle bir şeyin olmadığını ifade eden Özüm, “Bir kişi süresiz haberleşme yasağına çarptırılamaz. Bu bir işkencedir. Bir mahpusun suçu ve durumu ne olursa olsun aile ve avukatlarıyla görüşme hakkı vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) üçüncü maddesinde ve Anayasa’nın ilgili maddelerinde tamamen karşıt durumdadır. İktidar odaklı kuruluşlar Anayasa’nın temel ilkelerinden bir tanesini, imzalamış olduğu AİHS’e tamamen karşı gelmektedir. CPT İmralı’ya gidilerek mahpuslarla görüşmelerden iki yıl sonra bu rapor yayınlandı. İncelediğimizde tamamen iktidar yanlısı bir raporla karşılaştık. O dakika günü kurtarmaya yönelikti. Raporda haberleşme yasağından bahsedildi ancak hiçbir şekilde somut değerlendirmeler bulunan, bir yaptırım oluşturacak, eleştirel bir rapor değildi. İktidarın toplumu rahatlatmaya dönük bir hamlesiydi” dedi.
 
‘Tecritten etkilenen sadece Kürt halkı değildir’
 
Tecridin yalnızca kişinin üzerine uygulanmadığını da kaydeden Özüm, tecridin kişinin çevresinde, onunla aynı şekilde düşünen kişiler için de uygulandığını dile getirdi. Özüm, “Cezalandırmalar, aile, avukat, iletişim yasağı, görüşlerin kamera ile alınması da tecrittir. Manipüle ederek ailelere de dikta ediyor. Kendi kardeşinizle yıllarca görüşemiyorsunuz. Sağlığından haber alamıyorsunuz. 18 yıl tecrit altında kalmış siyasetçi Psikolog Miyn Kyung'un da söylediği gibi ‘Tecrit kategorize edilmiş, tamamen ayarlanmış bir cinayettir.’ Bir cinayetin tanımını yapmaktadır ve bu devlet eliyle gerçekleşmektedir. Sadece kişinin suçu itibari ile güvenlik itibari ile değil, tamamen kişinin düşüncesine ve o düşünceyi savunan topluma yöneliktir. Abdullah Öcalan’ın ve diğer mahpusların içerisinde bulunduğu tecrit tamamen topluma, Kürt halkına yöneliktir. Bundan etkilenen sadece Kürt halkı değildir. Türkiye’de halklar tümüyle etkilenmektedir. Tecrit kalkarsa ekonomi düzelir, savaş biter. Bu sloganvari kalır ancak bunlar gerçektir” diye vurguladı.
 
‘Genel kamuoyu tecride alışmamalıdır’
 
Son gerçekleşen görüşmelerde Abdullah Öcalan’ın söylemiş olduğu bir cümleye dikkat çeken Özüm, görüşmelerde kendisinin “Bir haftada çatışma durumunu ve ihtimalini ortadan kaldırırım” dediğini hatırlattı. Özüm, “Duruşu aslında çok netti. Barışçıl yöntemlerini her daim ortaya koyabileceğini bize açık ve net bir şekilde gösteriyordu. Çatışma ortamının şu an devam etmesinin tek sebebi bu ülkenin iktidarıdır. İmralı tecridi ise Türkiye’nin bir yönetim tekniğidir. Ayrıştırma, itaate zorlama, baskı kurma, korkutma, bunlar eşdeğer odaklardır. Miyn Kyung şöyle der; ‘genel kamuoyu tecride alışmamalıdır. Alıştıkça tecrit altında olanın hücresel bölünmesi çok fazla derecede artmaktadır. Tecridin panzehiri özgürlüktür.’ Şu an yapabileceğimiz tek şey Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, aile, avukat görüşmelerinin yapılması, kendilerinin bir mahpus statüsünde değerlendirilmesi. 5271 sayılı kanunda mahpuslara verilmiş tüm hakların Sayın Abdullah Öcalan ve diğer mahpuslara verilmesi gerekiyor. Bunu gerektiği için de yapmıyoruz, kesinlikle verin diyoruz. Hukuki bir yanlış içerisindeler. Bu hukuksuzluk tüm ülkeyi ele geçirmiş durumda” ifadelerini kullandı.
 
‘Tecridi birinci önceliğimiz haline dönüştürmeliyiz’
 
Özüm son olarak şunlara dikkat çekti: “Dünyadaki tecrit tarihine baktığımızda Hitler Avrupa’sı gelişme ve deneyselleştirme sürecinde yıldız şeklinde bir hapishane yapar. 5 mahpusu yıldızın kollarına yerleştirir. Mahpusların hiçbir iletişim hakkı yok. Ortaya bir gözetmen koyar ve mahpusun yaşamış olduğu değişimleri incelerler. Bir gün bir tanesinin dışarı çıkmasına izin verilirken bir hafta boyunca o hariç tutsakların dışarı çıkmasına izin vermezler. Dünya tarihinde bir mahpus şöyle söyler ’15 gün sonra konuşma yetisini kaybedenleri gördük.’ O süreçte de hukuksal bir savaş sürmüştür ancak tecridin kırılmasının en büyük nedeni toplumsal baskıdır. Toplum bu konuyu ayakta tutmuş gündemde kalmasını sağlamıştır. Bizim de bugün yapmamız gereken bu tecridin Sayın Abdullah Öcalan şahsında tüm cezaevleri üzerinden kaldırılması. Sürekli tecriti gündeme getirmeli ve birinci önceliğimiz haline dönüştürmeliyiz. Ancak toplumun ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın baskısıyla bu süreç oluşup tamamlanabilir.”