‘Hükümet ‘idam’ tartışmaları ile çözüm değil çözümsüzlük dayatıyor’

  • 09:02 9 Eylül 2019
  • Güncel
Dilan Babat
 
ANKARA - Hükümetin kadına yönelik şiddete karşı kalıcı çözümler yerine “idam” tartışmalarını gündeme getirmesinin “sorunun çevresinden dolanmak” olduğunu belirten Avukat Sevinç Hocaoğulları, “Hatta cezasızlık politikasını besleyecek ‘idam’ gibi insanlık dışı bir yaptırım ile sorunu merkezinden çıkararak bizlere çözümsüzlüğü dayatıyorlar” dedi.
 
Kadına yönelik şiddetin bütün alanlara sirayet ettiği Türkiye’de, en son katledilmeden önceki görüntüleri medyaya yansıyan Emine Bulut’un “ölmek istemiyorum” çığlığı yankı bulmuştu.  Emine Bulut’un katliamında sonra hükümet kanadından “idam” tartışmaları yeniden gündeme getirildi. 
 
Avukat Sevinç Hocaoğulları, artan kadın katliamları ve hükümet politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘‘İktidar sorunun merkezinden çıkararak çözümsüzlüğü dayatıyor’
 
Şiddetin ve katliamların artmasında cezasızlık politikası ve birçok etkenin olduğuna dikkat çeken Sevinç, “Ama tek bir neden gösterirsek, kadın düşmanı politikalar diyebiliriz. Bu politikaların nedenleri de yargıya yansıması, infaz rejimine, kadın haklarına yönelik 6284 sayılı kanun kaldırılması, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik kampanyalar vs. oluyor. Kadınların haklarına yönelik yürütülen bu tip kampanyalar, bunların toplamında kadına yönelik şiddetin arttığını söylemek mümkün” dedi.  
 
İktidarın sorunu kökten çözmek yerine çevresinde dolandığına işaret eden Sevinç, “idam” tartışmalarına yönelik şöyle konuştu: “Kadına yönelik şiddetin yalnızca güvenlik politikası olarak algılandığını görüyoruz. Süleyman Soylu, Emine Bulut cinayetinden sonra ‘buton’ tartışması yürüttü.  Karakollara  ‘güvenlik masası’ kurulacağına dair söylemler yürüttü. Toplamda kadına yönelik şiddetin yapısını görmeden buna ilişkin bir siyaset yürütmeden, sorunun çevresinden dolanarak ve hatta cezasızlık politikasını besleyecek ‘idam’ gibi insanlık dışı yaptırımları açarak sorunu merkezinden çıkararak bizlere çözümsüzlüğü dayatıyorlar.” 
 
‘Kadına dönük düşman politikalardan vazgeçilsin’
 
Yine tecavüz vakalarında daha önce gündeme getirilen “hadım” ve şu an dillendirilen “idam” gibi yaptırımların sorunu çözmeyeceğini dile getiren Sevinç, kadın hareketi ile görüşülmesi gerektiğinin altını çizdi. Kadınların yıllardır örgütlü bir mücadele ile belirli talepleri ön plana çıkarmaya çalıştığını hatırlatan Sevinç, “Kadına dönük düşman politikalardan vazgeçilsin diyoruz. Bunların belirli ayakları var, tartışılmasını istiyoruz. Bütün bunları bir kenara koyarak ‘idam Meclis’e gelsin’ söyleminin olmaması gerekiyor. Herkes biliyor, sorunu çözmek yerine özellikle çocuk istismarı vakalarında cezasızlık getireceğini ve insanların şikâyet etmeyeceğini daha önce tartışmıştık. Burada aslında kadınların taleplerinin üzerinden atlanarak yeniden bir çözümsüzlük dayatılıyor.  Burada bir çözüm önerisi değil, çözümsüzlük önerisi var.  Çözüm önerisinin ne olduğu tartışılacaksa, kadın örgütlerinin talepleri dinlenecek. İktidar bir yıldır bizim karşımıza 6284 sayılı kanunla, idamla geliyor” diye konuştu.  
 
‘Eksiklikler görülerek düzenleme yapılmalı’ 
 
Saldırı altında olan yasaların hiçbirinin kadınlara lütuf edilmediğini, her birinin kadınların mücadelesi ile kazanıldığını anımsatan Sevinç, “Şimdi bu haklar, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülükler tam olarak uygulanmıyor. Eğer kadına yönelik şiddete artıyorsa, şiddetin artışı herkes tarafından tespit ediliyorsa o zaman neyin eksik yapıldığının üzerine tartışılması gerekiyor. Bugün Türkiye’de cinsel şiddetti önleme merkezleri var mı yoksa o zaman bunu gündemimize almamız gerekiyor. Kadınlar ekonomik bağımsızlıkları olmadığı için şiddet gördükleri ailelerine mâhkum kalıyorsa, o zaman kadınları ekonomik olarak güvence altına alacak düzenlemeler yapılmalı” ifadelerini kullandı. 
 
‘Yargı ve idari birimler yapması gerekenleri yapmıyor’ 
 
Bugün yasal yükümlülükler olmasına rağmen pek çok belediyede sığınma evlerinin olmadığına, kimi suçların “uzlaşma” kapsamına alındığına dikkat çeken Sevinç, bunun derhal durdurulması için adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Sevinç, “Yargının ya da idari birimlerin yapması gerekirken, yapmadığı şeyler var. Sığınma evlerinin açılması gerekiyor açılmıyor, cinsel şiddet için kriz masaları açılması gerekirken yapmıyorlar. Bunlardan başlaması gerekiyor. Bunlar için kadın hareketini, taleplerini gözden geçirmesi gerekiyor” diye belirtti.  
 
‘Sınırlarımızı eşitliğe götürecek bir dönem olacak’
 
Ağustos ayında kadın katliamlarının yanı sıra kadın hareketinin de çok hareketli bir yaz sürecinden geçtiğini ve kadınların ne olursa olsun sokağı terk etmediğini dile getiren Sevinç, şöyle dedi: “Biz bir savunmadayız, ellerimizden alınan haklarımızı savunuyoruz. Bu sadece savunmakla sınırlı kalamayacak, ekonomik güvencemizi genişletecek, ‘İstanbul Sözleşmesi’ne dokunma’ ile sınırlı kalmayacak, devletin yükümlülüklerini yerine getirecek aktif bir savunma çizgisinde ilerleyecek.  Antep’te dağıtılan ‘aile saadeti’ kitabında kadın nasıl dövülebilir üzerine yazılmış bir işkenceyi anlatıyor. Bu da sadece kitabı dağıtmamakla sınırlı kalmayan, herhangi bir sorumlu görevini yerine getirmiyorsa onlara da yaptırımları sağlayacak bir mücadele olacak. Sınırın ötesine geçen ‘hayatın hepsini istiyorum’ dediğimiz ve alanımızı genişletecek bir mücadele çizgisi yürüyecek. Bunu yapmak zorundayız. Var olan sınırlarımızı eşitliğe götürecek bir dönem olacak.”