Janet Biehl'den TJA'ya mektup :Failler hesap verene kadar bu mücadele sürecek

  • 09:12 12 Ocak 2020
  • Güncel
HABER MERKEZİ - TJA’nın 9 Ocak komplosuna dönük yaptığı açıklamaya, gönderdiği mektupla yanıt veren Janet Biehl, “Failler hesap verene kadar bu mücadele sürecek” dedi.
 
Tevgera Jinên Azad'ın (TJA) Kürt siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledilişlerinin yıldönümünde yayınladığı açıklamaya, gönderdiği mektupla yanıt veren toplumsal ekoloji, komünalizm ve ekofeminizm üzerine çalışmalar yürüten Janet Biehl, katliamın sorumluları hesap verene kadar mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.
 
Janet Biehl'in mektubu şöyle:
 
"9 Ocak 2013 Çarşamba, Kürt halkının ve dostlarının zihninden sonsuza dek çıkmayacak bir gün. Paris'teki o korkunç günde, Gare du Nord yakınlarındaki Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda üç Kürt kadın katledildi. Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez (Ronahi) infaz edilerek katledildi. 
 
Sakine Cansız, 1978'de PKK'nin kurucuları arasında yer aldı ve şimdiki efsanevi kadın hareketinin başlatıcısıydı. 1979'da tutuklandı ve 1980 askeri darbesinden sonra Diyarbakır zindanına gönderildi. Fiziksel ve psikolojik işkence gibi korkunç koşullar altında bile aralıksız direniş gösterdi. Herhangi bir acıyı kabul etmeyi ve işkenceyi yöneten komutanı kahramanca reddetti. Hikayesini yazığı kitaplar İngilizceye çevrildi. 1991 yılında hapishaneden çıktı. Mücadeleye devam etti. Fidan ve Leyla gibi yeni nesil Kürt kadın militanlara ilham verdi. Onların katledilmesi, Kürtlerde büyük bir öfke yarattı. Cenazeleri on binlerce kişi tarafından topraklarında uğurlandı.
 
Soruşturma katliamı MİT’in yaptırdığını ortaya çıkardı
 
Katliamın ardından Fransız makamları aydınlatılacağına dair söz verdi ancak gerçek suçlular hiçbir zaman yargılanmadı. Video kayıtları, 34 yaşındaki Ömer Güney'in katliam zamanında ofiste olduğunu gösterdi. Şiddet içeren bir giriş belirtisi yoktu. Kendisini aylarca Kürt özgürlük mücadelesinin dostu olarak gösterdi. Ancak kurbanlardan birinin DNA'sı paltosunda bulundu ve tutuklandı. Ömer Güney'in Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) adına hareket ettiğine dair kanıtlar ortaya çıktı. Telefonunda Kürt aktivistlerin yüzlerce fotoğrafı kayıtlıydı ve bir Kürt derneğindeki üyelerin dosyalarının fotoğrafları vardı. Aktif bir casus olduğu kanıtlandı. Gizlice Türkiye'yi ziyaret etmiş ve onunla şüpheli MİT ajanları arasındaki bir toplantının ses kaydı keşfedilmiş, daha sonra ise çevrimiçi olarak yayınlanmıştır. Ocak 2014'te, MİT katliamda herhangi bir rolünün olmadığını belirtti ancak kanıtlar bu bariz siyasi suçtan sorumlu olduğunu gösterdi.
 
Ömer Güney öldü ama diğer failler yaşıyor
 
Fransa, topraklarında işlenen siyasi cinayet konusunda büyük bir sorumluluk sahibiyken, yargı sistemi Ömer Güney’in duruşmasını defalarca erteledi. Bu sırada Ömer Güney’in ağırlaşan sağlık sorunları vardı. Davasının nihayet 23 Ocak 2017'de başlaması planlandı ancak davadan beş hafta önce Ömer Güney 17 Aralık 2016'da bir beyin tümöründen öldü. Fransız yetkililer aleyhindeki davayı kapattı. Fransız hükümeti, Türkiye ile iyi ilişkileri koruma gayretindeydi. Ancak Ömer Güney ölmüş olsa da MİT'teki diğer failler hala hayatta, özgür ve Türkiye’de iktidardalar. 
 
15 ve 16 Mart 2018 tarihlerinde Paris'te düzenlenen Daimi Halk Mahkemesi'nin (TPP) bir oturumu, Türkiye’nin katliamdaki sorumluluğunu kabul etti. 
 
Dava yeniden açıldı
 
Bu açıklamalar üzerinde hareket eden aileler, Fransız yargı sistemine MİT'in katılımını araştırmasını isteyen bir başvuruda bulundu. Mayıs 2019'da bir hakim davayı tekrar açtı. Ailelerden birinin avukatı Antoine Comte, “Savcılar, davanın şüphelinin ölümü ile bitmediğini ve hakim yabancı bir devletin katılımı da dahil olmak üzere tüm unsurlara bakacağını kabul ediyor” açıklaması yaptı. 
 
3 yıl sonra 3 Kürt kadın siyasetçi daha katledildi
 
Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar Sakine, Fidan ve Leyla'yı anıyor ve Fransız adalet sistemini, bu açık siyasi suikastların tüm faillerini tespit etme ve kınama cesaretine sahip olmaya çağırıyor. Katliamdan bu yana geçen 7 yıl içinde Türkiye, farkındalık yaratan, baskıya direnen ve özgürlük, demokrasi ve cinsiyet eşitliği adına örgütlenen kadınlara saldırmaya devam etti. En önemlisi 4 Ocak 2016'da sanki Paris katliamını tekrarlıyormuş gibi Silopi'de 3 Kürt kadın siyasetçi Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar katledildi. Üç kadın da Kürt eylemciler ve politikacılardı. Bu katliam da aydınlatılmadı, sorumlular yargılanmadı. 
 
Kürt kadınları öncülüğündeki devrime saldırdılar
 
9 Ekim 2019'da, yani bu yazıdan tam olarak üç ay önce Türkiye, 2012'den beri gerçekleşmekte olan özgürlük ve demokrasi devrimini hedef almak amacıyla Kuzey Doğu Suriye'ye (Rojava) operasyon başlattı. Bu devrim kadınları güçlendirmeye adanmıştı. Saldırıların ilk günlerinde Türkiye destekli cihatçılar Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrîn Xelef'i katletti. Hevrîn, Rojava'da ve başka yerlerde etnik gruplar arası barışın savunucusuydu. Hevrîn’in katilleri, Kürt kadınları öncülüğündeki devrime yönelik nefretlerini ve düşmanlıklarını videoya çekerek yayınladı. 
 
Mücadeleleri bize yön veriyor
 
Paris'teki katliamın ardından, Amed’de (Diyarbakır) yapılan Ortadoğu Kadın Konferansı’nın önerisiyle ve Dünya Kadın Yürüyüşü’nün Avrupa Kıta toplantısında, 9 Ocak günü “Kadın siyasetçilerin öldürülmesine karşı uluslararası eylem günü” olarak ilan edildi. Mücadelede hayatını kaybeden tüm kadınlara adandı. O kadınlar kalbimizde ve mücadeleleri bize yön veriyor. 
 
Kürt kadın örgütleri ve onların dünyadaki dostları ve müttefikleri Sakine, Fidan ve Leyla’yı anmaya ve hesap sormaya devam ediyor. Failler hesap verene kadar da bu mücadele sürecek. Avrupa'daki Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) "Sakine ve Hevrîn'in ruhu ve direnişi ile özgür ve demokratik bir toplum” şiarıyla mücadele edeceklerini açıkladı: “Ayağa kalkacağız ve direnişimizi her yere yayacağız. Halklarımızın ve kadınların özgürlüğü için hayatlarını veren kadınlara layık olduğumuzu kanıtlamaya kararlıyız. Jin, Jiyan, Azadî!"