Bölgede mezarlıklara tahammülsüzlük: Son 5 yılda neler yaşandı?

  • 09:07 4 Mayıs 2020
  • Güncel
MARDİN - Bölgede onlarca anne, çocuklarının bir mezar taşı olsun diye mücadele ederken, diğer yandan mezar taşına kavuşan annelere ise mezar taşlarına saldırılar gerçekleştirilerek eziyet ediliyor. 
 
Ölüm biyolojik bir gerçeklik iken kimi zaman yaşam hakkının gaspı haline bürünen bir hal alabiliyor. Ölüm ile ölüye saygı ise dünyanın her yerinde ırk, dil, din, renk gözetmeksizin saygın bir konumda yer alıyor. Ölen kişinin kimliğine bakılmaksızın insanlar, inançsal vecibelerini yerine getirirken, savaş sırasında dahi ölen kişilere saygı nedeniyle karşılıklı ateşkesler ilan edilir. Türkiye ise özelde savaş, işkence ve faili meçhullerin ayyuka çıktığı 1990'lı yıllardan bu yana insan bedeninin dokunulmazlığı ve ölüye saygı ilkelerinin çiğnendiği bir noktada karşımızda durmaya devam ediyor. İktidarın Kürtlere yönelik yürüttüğü savaş politikaları çerçevesinde özellikle son 5 yıldır ölüye saygısızlık, cenazeye işkence, teşhir etme, mezarlıkları tahrip etme ve yıkım devlet eliyle gerçekleştiriliyor.
 
Türkiye'de binlerce faili meçhul
 
Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türkiye ve özelde de bölge halkı binlerce insanın faili meçhul cinayete gittiğine tanıklık etti. Faili meçhullerin birçoğunun cenazeleri hakkında ise herhangi bir bilgi elde edilemedi. Kimi cenazelerin uğradıkları işkence sonrasında yakıldığı belirtilirken, kimilerinin de bir yerlere gömüldüğü, parçalandığı gibi çeşitli iddialardan söz ediliyor. Binlerce aydın, siyasetçi, yazar, gazeteci, muhalif insan faili meçhul bir şekilde katledildi. Özelde insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, yok sayıldığı ve işkence ortamları üreten 1990'lı yıllar faili meçhullerin sembolü haline geldi. Yıllardır katledilen binlerce insanın faillerinin bulunup yargılanması için aileleri mücadele yürütüyor. Binlerce insanın katledildikten sonra cenazelerine ne yapıldığı ise soru işareti olarak kalmaya devam ediyor. Bu durum ölü bir bedene gösterilen saygısızlığın ise önemli bir göstergesi olarak haykırılıyor.
 
Mezarlar tahrip ediliyor
 
90'lı yılların işkence ortamlarından 21'inci yüzyıl gerçeğine doğru yol aldığımızda ise değişenin sadece bir rakam olduğunu açık bir şekilde görüyoruz. En yakın tarihten başlayacak olursak eğer, Van'da, yaşamını yitiren HPG'lilere ait mezarların geçtiğimiz günlerde tahrip edilmesi, yıkılması, mezar taşlarındaki "X, W, Q" gibi Kürtçe karakterlerin sökülerek yok edilmeye çalışılması kamuoyunda büyük tepkilere sebep oldu. Van ile sınırlı olmayan mezarlara zarar verme olayları, Diyarbakır, Bingöl, Muş ve Hakkari gibi bölge illerinde de yaşandı. Daha önce de mezarlıkların bombalanarak yakılması yurttaşların tepkisini toplarken bugün de mezarlardaki, bayrak, flamaların yakılması, isimlerinin sökülmesi ve mezarlara işkence edilmesi başta aileleri olmak üzere çok sayıda kurum ve insan tarafından kabul edilemez bir davranış olduğu belirtildi.
 
Asker ve polis tarafından katledilen çok sayıda Kürt'ün cenazeleri ise çırılçıplak soyularak, işkence edilerek, zırhlı araçların arkasından sürüklenerek, sokak ortasında günlerce bekletilerek, yakılarak ya da son yöntem olarak da PTT kolilerinde ailelerine gönderilerek teşhir edildi.
 
Son 5 yıl içerisinde karşılaştığımız bu işkencelerin bazıları şu şekilde:
 
*Ekin Wan: 10 Ağustos 2015 tarihinde Muş Varto'da meydana gelen bir çatışma sonucunda yaşamını yitiren 29 yaşındaki YJA-STAR'lı Kader Kevser Eltürk'ün (Ekin Wan) cenazesi polisler tarafından soyularak teşhir edildi. Cenazeye yapılan bu insanlık dışı uygulamanın görüntülerinin medyaya servis edilmesinin ardından binlerce insan bu işkencenin kabul edilemez oluşunu dile getirerek tepki gösterdi. Bu olayın ardından Ekin’in bedenine işkence eden polisler yargılanmadı.
 
*Hacı Lokman Birlik: Şırnak'ta sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği sırada 3 Ekim 2015'te polislerce vurularak katledilmesinin ardından, cenazesi zırhlı araca bağlanarak gezdirilip teşhir edilen 24 yaşındaki Hacı Lokman Birlik'in cenazesine işkence edenler hala yargı karşısına çıkmadı. Hacı Lokman Birlik'in cenazesinin zırhlı aracın arkasında sürüklenmesinin görüntüleri medyada yer bulduktan sonra binlerce insan yapılanın insanlık dışı olduğunu belirterek faillerinin yargılanması talebinde bulundu. Cenazeye işkence etmek büyük bir insanlık suçu olsa da, failler hala cezasız.
 
*Taybet İnan: Taybet Ana, özyönetim olaylarının başladığı Şırnak Silopi'de sokağa çıkma yasağının olduğu sırada, 19 Aralık 2015 yılında evinin önünde keskin nişancılar tarafından vurularak katledildi. 57 yaşında olan Taybet kamuoyunda 'Taybet ana' olarak tanınırdı. Vurulduktan sonra ailesi tarafından kurtarılmak istenen Taybet Ana'nın kayını Yusuf İnan da vurularak yaşamını yitirdi. Taybet Ana'nın cenazesi 7 gün boyunca sokak ortasında kaldı. Cenazeyi almak isteyen herkese ateş açıldı. Daha önce de çocuklarının ölümüne tanıklık eden Taybet Ana'nın ölümüne bu defa çocukları tanıklık etti.
 
*Miray bebek: Şırnak'ın Cizre ilçesinde ilan edilen öz yönetimin ardından 4 Eylül 2015'te doğan Miray Bebek, halasının kucağında 3 aylıkken 25 Aralık 2015'te polisler tarafından katledildi. Vurulmasının ardından yaralanan Miray bebeği hastaneye götürmek isteyen ailesine ateş açıldı. Dedesi de Miray bebeği hastaneye götürmek isterken polislerce vurularak yaşamını yitirdi. Miray bebeğin cenazesi, hastanede yer olmadığı gerekçesiyle buzdolabında saklandı. Miray bebek ve dedesini katleden polisler ise cezalandırılmadı.
 
*Cemile Çağırga: Şırnak'ın Cizre ilçesinde 4 Eylül 2015'te çıkan sokağa çıkma yasağı sırasında evinin önünde oyun oynarken, polisler tarafından vurularak katledilen 10 yaşındaki Cemile Çağırga'nın cenazesi, ailesi tarafından çürümesini engellemek amacıyla 3 gün boyunca dondurucuda bekletildi. Kamuoyunun tepkisi sonucu günler sonra hastaneye kaldırılarak morgta bekletilen cenaze günler sonra yasağın sona ermesiyle defnedilebildi.
 
*Agit İpek: Dersim'de merkeze bağlı Xelesor tepesinde 23 Mayıs 2017 yılında çıkan bir çatışma sonucu yaşamını yitiren HPG'liAgit İpek'in cenazesi 3 yıl aradan sonra 10 Nisan'da annesi Halise Aksoy'a PTT aracılığıyla teslim edildi. Cenazesini 45 TL karşılığında alan annenin duruşu, cenazeye işkence edenleri utandırmadı. Kamuoyunda büyük bir tepki toplayan bu olaya karşı binlerce insan ses çıkardı. Konuya ilişkin aile suç duyurusunda bulunurken sorumlular hakkında henüz adli bir işlem başlatılmadı.
 
*Sevda Serinyel: 1 Ağustos 2017'de Dersim Ovacık'a bağlı Kızık köyü kırsalında çıkan çatışma sonucu yaşamını yitiren 28 yaşındaki MKP/HKO'lu Sevda Serinyel'in mezar taşındaki yazı silindi. Bingöl Karer Bölgesi'ndeki köyüne defnedilen Sevda'nın mezar taşında yer alan "Mercan" ismi ile "Yaşamak İçin Ne Çok Öldük" yazısı 14 Nisan'da askerler tarafından silindi. Mezar taşını tahrip ederek aileyi tehdit eden ve mezar taşındaki fotoğrafı kaldırmaları yönünde aileye baskı uygulayan askerlere soruşturma açılmadı.
 
*Mercan Erkol: Diyarbakır Kulp ilçesi kırsalına bağlı Guhermê Bölgesi'nde 16 Ekim 2017'de çıkan bir çatışma sonrası yaşamını yitiren YJA-STAR'lı Mercan Erkol'un (BeritanTolhildan) cenazesi geçen bunca zamana rağmen verilmiyor. Cenazelerini almak için başvuruda bulunan aileye, Temmuz 2019'da aynı mezarlıkta bulunan parçalanmış 3 cenaze gösterildi. Parçalanan cenazelerin cinsiyet teşhisi yapılamadığı için verilemediği belirtilirken DNA'nın ise çıktığı öğrenildi. Aile cenazesini hala alamadı.
 
*Erhan Ölçen: Diyarbakır Lice kırsalında 3 Kasım 2019'da çıkan bir çatışmada yaşamını yitiren HPG'li Erhan Ölçen'in cenazesi 108 gün aradan sonra ailesine teslim edildi. Haftalarca hastanede tutulan cenaze, ailenin kan örneği vermesine rağmen ancak 108 günün sonunda teslim edildi.
 
*Zehra Eryılmaz: Muş ile Diyarbakır arasındaki Şenyayla Bölgesi'nde, 8 Aralık 2019'da çıkan çatışmada yaşamını yitiren YJA-STAR'lı Zehra Eryılmaz'ın cenazesi aylar sonra 12 Mart'ta ailesine teslim edildi. Ailenin başvurusuna rağmen Malatya Kimsesizler Mezarlığı'na gömülen Zehra'nın ailesi 94 günün ardından cenazelerini kimsesizler mezarlığından çıkarabildi.
 
*DAİŞ'in Kuzey ve Doğu Suriye ve Şengal'e saldırmasının ardından savaşarak yaşamlarını yitiren 13 YPG/YPJ'linin cenazeleri Türkiye tarafından günlerce Habur Sınır Kapısı'nda bekletilerek ailelerine teslim edilmedi. Cenazeleri verilmeyen ailelerin nöbet eylemi başlatması ve kamuoyunun tepkisinin ardından 10'uncu günde 4 Ağustos 2015' gecesi cenazeler ailelere teslim edilmeye başlandı.
 
*2015 ve 2016 yıllarında Bölge illerinde ilan edilen özyönetim ile birlikte sokağa çıkma yasaklarının başlamasıyla yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Aralarında çok sayıda sivilin de bulunduğu kişiler arasında yüzlerce cenaze aradan geçen 4 yıla rağmen hala ailelerine teslim edilmedi. Birçok ailenin verdiği kan örneği cevapsız bırakılırken, birçoğuna da “DNA eşleşmesi” bulunamadı cevabı verildi. Özyönetim sırasında yaşamını yitirenlerden 314’ünün kimsesizler mezarlığına gömüldüğü biliniyor. 
 
*PKK'lilerin cenazelerinin bulunduğu Garzan Mezarlığı'ndaki 279 cenaze, 4 Aralık 2017'de mezarlarından çıkarıldı. DNA testlerinin yapılması gerekçesiyle açılan mezarların çoğunun defin ruhsatı ile gömüldüğü bildirildi. Cenazelerin, Bitlis Sulh Ceza Hakimliği kararıyla açıldığı ifade edilirken, yasal bir işlem başlatılmadı. Cenazelerin bir çoğu henüz ailelerine teslim edilmiş değil.