Dünya Vicdani Retçiler Günü: Kadınlar şiddetin hedefinde

  • 09:11 15 Mayıs 2020
  • Güncel
Gülistan Azak
 
İSTANBUL - Dünya Vicdani Retçiler Günü dolayısıyla militarizm ve şiddete karşı kadınlara çağrı yapan Vicdani Ret Derneği üyesi Merve Arkun, “Şiddet kültürünün en belirgin hedefiyiz. Bu nedenle 15 Mayıs vesilesiyle tüm kadınları vicdani retlerini açıklamaya çağırıyorum” dedi. 
 
Vicdani ret bireyin ahlaki, dini, politik ve benzeri sebeplerle askerlik yapmayacağını kamusal olarak ilan etmesi anlamına geliyor. Türkiye'de de ilk vicdani ret, 1989 yılında Tayfun Gönül tarafından gerçekleştirildi.  Anti militarist hareketin başlarından beri cinsiyetçiliğe vurgu yapılıyor olsa da kadınların “vicdani retçi” olarak göz önüne gelmeleri ve heteroseksizmin sorunsallaştırılması  ancak son yıllarda mümkün oldu. Cinsiyet atfedilmiş ve askerileştirilmiş vatandaşlık kavramında kadınlar, “eş”, “anne” gibi geleneksel rollerle tanımlandı. Kendilerini “vicdani retçi” olarak tanımlayan kadınlar ise bu konumları temelden sorgulamaya ve yıkmaya dönük itirazlarını yükseltti. Kadınlar, 1990’ların başından beri vicdani ret mücadelesinin içinde aktif olmalarına karşın, erkek vicdani retçilerin “destekçileri” konumunda bırakıldı. Ancak 2000’li yıllarda anti militarist kadınlar, “vicdani ret” tanımını genişleterek kendilerini “retçi” ilan etmeyi seçti.
 
“Kadınlara dönük zorunlu askerlik hizmetinin olmadığı bir yerde kadınların vicdani reddi ne anlam ifade eder, kadınların reddi zorunlu askerlik değilse nedir” sorularını Vicdani Ret Derneği üyesi Merve Arkun’a yönelttik. 
 
‘Uluslararası sözleşmelerle tanınmış bir insan hakkıdır’
 
Vicdani reddin uluslararası sözleşmelerle kabul edilmiş bir insan hakkı olmasına karşın Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmeye karşıt kararlar aldığını belirten Merve, vicdani retçilerin sayısız insan hakkı ihlaline maruz kaldığını kaydetti. “Kişiler neden vicdani retçi olur” sorusunun birçok nedeni olabileceğini belirten Merve, 2011 yılında açıkladığı vicdani reddini de şöyle anlattı: “Benim vicdani retçi olmamdaki en büyük sebeplerden birisi İnan Süver’in tutukluluk süreci. İnan Süver’in tutukluluk sürecinde kendisinin görüşçüsüydüm. Bu süre içinde hem İnan’ın  hem de ailesinin yaşadıklarını gözlemledim. Cezaevinde tutulan kişi vicdani reddini açıklayan İnan Süver idi ancak onun yaşadıklarından yalnız o değil çevresi ve  ailesi de birebir etkileniyordu. Bu dönemde özellikle İnan’ın ailesinin yaşadıklarının etkisi önemli oldu. Öncesinde de zaten bu hareket içindeydim ve vicdani reddin, zorunlu askerliğin dışında savaş ve militarizme karşı duruş ifadesinin de farkındaydım. Tüm bunları birleştirdiğimizde aslında ben de zamanının geldiğini düşünerek 2011 yılında İnan’ın tutuklu olduğu süreçte vicdani reddimi açıklamıştım.”
 
‘Biz kadınlar militarizmin, şiddetin hedefiyiz’ 
 
Merve, bir kadın olarak vicdani retçi olmasının nedenlerini ve önemini ise şu sözlerle özetledi: “Kadın vicdani retçi olma Türkiye’de hala çok konuşulan bir başlık. Çünkü zorunlu askerlik denildiğinde yalnızca erkeklerin mağduru olduğu problemden bahsediliyormuş gibi algılanıyor. Çünkü militarizm ve askerlik ile şekillenen bir kültürdeyiz. Militarizm bir şiddet kültürü ve bu şiddet yaşamlarımızın her alanında var ve dolayısıyla biz kadınlar da yaşamlarının her alanında bu şiddet kültürünün çoğu zaman  hedefi haline geliyoruz. Bu şiddet kadına yönelik şiddetle, ekonomik ve politik şiddetle çok yakından ilişkili. Aslında biz kadınlar her birini ayrı ayrı deneyimliyoruz kendi yaşamımızda. Dolayısıyla kadınların vicdani ret açıklamaları yalnızca zorunlu askerliğin reddi değil aynı zamanda askerliğin bir parçası olan militarist ve şiddet kültürünün reddedilmesi anlamına geliyor. Benim için böyle. Birçok vicdani retçi kadın için de böyle. Vicdani retçi kadınların vicdani ret beyanlarını esas alır ve gözden geçirirsek aslında her kadının vurgu yaptığı mesele şiddet başlığı oluyor. Çünkü zorunlu askerlik bu şiddetin kurumsallaştığı mekanizmalardan yalnızca biri. Bu nedenle kadınlar vicdani retlerini açıklayarak tüm şiddet mekanizmalarına karşı yeni bir yaşamsal form iddiasında buluyor. Vicdani ret, kadınlar için şiddet, taciz, veya şiddetin farklı biçimlerine bir karşı duruş anlamına geliyor. Dolayısıyla bunu yalnızca zorunlu askerlik başlığıyla değil çok geniş biçimde militarizm ve şiddet başlığı altında değerlendirmek daha mümkün olur kadın vicdani retçiler için.”
 
'Kadın vicdani retçilerin sayısı artıyor'
 
2000’li yıllardan bu yana antimilitarist kadınların “vicdani ret” tanımını genişleterek kendilerini “retçi” ilan etmeye başladıklarını söyleyen Merve, böylece kadın retçilerin sayısında da bir artışın söz konusu olduğunu vurguladı. Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri’nin vicdani ret düşüncesinden feyz aldığı bir noktada olduğunu belirten Merve, şiddete, militarizme karşı çıktıkları uzun yolda mücadeleyi büyüterek sürdürdüklerini sözlerine ekledi. 
 
‘Vicdani retlerinizi açıklayın’
 
Merve son olarak ise 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü dolayısıyla, “Biz kadınlar zorunlu askerlik yükümlüsü kişiler değiliz ama zorunlu askerliğin ve bununla ilişkili olan şiddet kültürünün en belirgin hedefiyiz. İçinden geçtiğimiz bu pandemi sürecinde de aslında ev içi kalmak ve bu şiddet kültürünün bize etkisinin ne olduğunu görmek ve bunu deneyimlemek açısından yeni zeminler yarattı. Bu nedenle 15 Mayıs vesilesiyle tüm kadınları vicdani retlerini açıklamaya çağırıyorum” dedi.