‘Acil müdahalenin yapılmaması sonucu akut ölümlerde artış görülüyor’

  • 09:01 16 Mayıs 2020
  • Güncel
Rengin Azizoğlu
 
DİYARBAKIR - SES Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Gülhan Tekin pandemi sürecinde ciddi sağlık sorunu yaşayanların hastaneye gitmeyerek ertelediğini belirterek, “Bu süreçte acil müdahalenin yapılmaması sonucu akut ölümlerde artış görülüyor” dedi.
 
Koronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle 4 milyonu aşkın vaka sayısı tespit edilirken ölüm sayısı ise 300 bini geçti. Türkiye ise dünya sıralamasında 9’uncu ülke olarak yerini alıyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de virüsün yayılmasıyla çok sayıda hastane pandemi hastanesi olarak ilan edildi. Pandemi süresince kronik hastalığı olan, hastaneye gitmek zorunda olan, acil tedavi gerektiren hastalıklara yakalanan yurttaşlar ise sağlık hizmetinden yararlanmakta zorluk yaşıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Gülhan Tekin, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Gerçek sayı verilenin üstünde’
 
Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen koronavirüs salgınının 11 Mart 2020 tarihinde Türkiye’de açıklanmasından bu yana Diyarbakır yerelinde ulaşabildikleri 88 sağlık emekçisinin testlerinin pozitif çıktığını söyleyen Gülhan, sağlıkçılarda genel bir testin hala yapılmadığını belirtti. Testlerin yalnızca semptom gösterenler üzerinden yapıldığını ve testin negatif çıkıp röntgen bulguları pozitif gösteren sağlık çalışanlarının bu sayıya dahil olmadığını hatırlatan Gülhan, bu durumun gerçek sayının verilenin çok daha üstünde olduğunu gösterdiğini kaydetti. Gülhan, “Koronavirüs testi negatif çıkan ancak Eğitim Araştırma Hastanesi’nde bulguları pozitif olan ve yoğun bakımda plazma tedavisi yapılan sağlık emekçisi Cuma Kurt arkadaşımız yaşamını yitirdi ve testin pozitif çıkmayışından kaynaklı kayıtlara ölüm sebebi koronavirüs olarak geçmedi” şeklinde konuştu.
 
'İkinci dalga riskine karşı hazırlıklar yetersiz’
 
Bugün gelinen aşamada eksikliklerin kısmen giderilmiş olsa da, hala sağlık emekçilerini koruyabilen ve bulaşın önüne geçecek noktada tedbirlerin alınmadığına dikkat çeken Gülhan, koruyucu ekipmanların koronavirüs birimleri dışında alanlarda çok eksik olduğunu dile getirdi. Gülhan, “Koronavirüs birimlerinde sağlık emekçileri dönüşümlü çalışıyor. Sağlık çalışanları için yurtlar ayarlanmıştı ancak yeterli olmadığı, yaşam alanları çok elverişli olmaması ve yemek sorunu gibi birçok sebepten kaynaklı arkadaşımız evlerine gidiyor. Ekipman sorunu eskiye oranla daha iyi ancak hala koruyucu nitelikte değil. Özelikle aile sağlığı merkezlerinde büyük oranda yetersiz. Başından beri koronavirüs olup ağır seyretmeyen vakalar ev izolasyonlarıyla tedavisi yapılıyor. Tüm bunlardan kaynaklı şu an için Diyarbakır’da hastanelerin kapasitelerine ilişkin bir sorun yok ancak son günlerde yapılan açıklamaların beraberinde getirdiği esneklik ve ikinci dalga riski göz önünde bulundurulduğunda yeterli hazırlığın olmadığını görebiliyoruz” diye kaydetti.
 
‘Acil hastalıklar ertelenerek başvurular gecikiyor’
 
Salgın sürecinde birçok branş polikliniğinin azaltıldığını veya kapatıldığını aktaran Gülhan, kronik hastalığı olan hastaların ilaçlarını eczaneden direk alabildiğini söyledi. Gülhan, “Pandemi hastanelerinin hem koronavirüsten tedavi görenlere hem de diğer hastalıklara hizmet veriyor oluşu, kişiler üzerinde tedirginlik ve korkuya neden oldu. Bu sebeple kişiler hastaneleri kullanmaktan imtina edebiliyor. Bu süreçte hastanelere başvuranlar şikâyeti artan hastalar olmaktadır. Korku ve tedirginlik hali hastaneleri kullanmanın önüne geçiyor. Bu yüzden kronik hastalığı olan yurttaşlar hastanelere ya gitmiyor ya da en son aşamada gidiyor. Bu da yaşam konforunu ciddi bir şekilde sıkıntıya düşürüyor diyebiliriz. Bunun yanında kanser, kalp gibi hastalıklarda ilk evre ve erken tedavi önemli iken ne yazık ki hastanelere geç başvuru tedavinin etkisini azaltıyor. Aynı şekilde acil servislerinde hem koronavirüs şüphesi olan hem de acil hastaların muayenesinin yapılması sonucu kalp krizi, beyin kanaması, mide kanaması gibi acil hastalıklar ertelenerek acil servislere başvurular gecikebiliyor. Bu süreçte acil müdahalenin yapılmaması sonucu akut ölümlerde artış görülebiliyor” dedi. 
 
‘Yaşamı var edenlerle ortak bir çalışma yürütülmeli’
 
Dünyada ve Türkiye’de yaşanan sağlık krizinin ve sağlık sisteminin piyasalaşmasının insan kaynaklı olduğuna dikkat çeken Gülhan, sağlık sisteminin etik, toplumsal ve tarafsız olmayışının bugün yaşadığımız sağlıksızlık riskini beraberinde getirdiğini dile getirdi. Koruyucu sağlığın geliştirilmesi gerekiyorken daraltılarak, aile hekimleri üzerinden yapılıyor oluşunun sağlık hizmetinin toplumla etkileşimin kayıtlar üzerinden yürütülmesini beraberinde getirdiğini aktaran Gülhan, “Kriz, ekolojinin, kapitalizm çıkarı doğrultusunda tahrip edilmesinden kaynaklıdır. Sağlık hizmetlerinin, sağlık bilgisinin şeffaf, herkesin ulaşabildiği konumda olmayışından kişinin sağlığı ile ilgili yabancılaşmasından kaynaklanmaktadır. Tüm bu sağlıksızlık emarelerini asgariye indirecek yöntem, bütün bunları aşan yol ve uygulamaların hayata geçirilmesi ve yaşamı var edenlerle ortak bir çalışma ve sosyal dayanışma ağının örülmesi ile mümkün olabilecektir” ifadelerini kullandı.