Genç kadınlar asimilasyona karşı: Dil bir toplumun kimliğidir

  • 09:05 21 Mayıs 2020
  • Güncel
Beritan Canözer
 
DİYARBAKIR - Kürtçe dilinin gelişmesi ve zenginleşmesi için her Kürdün üzerine düşeni yapması gerektiğini söyleyen genç kadınlar, "Dil bir toplumun kimliğidir. Kürtçe yaşam dilimiz olmalı ve evlerimizi Kürtçe okullara dönüştürmeliyiz" dedi.
 
Kürtçeye yönelik yürütülen asimilasyon politikaları Kürt dilinin resmi dil olarak görülmemesi, kayyımlar tarafından Kürtçe tabelaların kaldırılması, Kürtçe harfler yer aldığı için mezar taşlarının yıkılması ve talan edilmesi gibi yıllardır birçok saldırı gerçekleşiyor. Kürtçeye yönelik saldırıların özel savaş politikalarının bir parçası olarak gören genç kadınlar, dil konusunda tüm Kürt gençlerini duyarlı olmaya ve dilini korumaya çağırdı.
 
'Evlerimizi Kürtçe okullara dönüştürmeliyiz'
 
Nergiz Acar, Kürtçenin tarihi ve mitolojik bir dil olduğunu belirterek, dillerine yönelik yoğun baskıların gerçekleştirildiğini ifade etti. Nergiz, dilini sahiplenmeyen Kürtleri de eleştirerek, "Bir toplumu var eden, ete kemiğe büründüren dilidir, kültürüdür. Eğer dilimizi ve kültürümüzü tanımıyorsak, kimliğimizi de tanıyamayız. 4 parçada ve özellikle Kuzey Kürdistan'da yoğun asimilasyon politikaları yaşanıyor. Kendimizi, kimliğimizi tanımadan yaşıyoruz. Kimi gençler, Kürtçe konuşan anne ve babasından utanıyor. Bu doğru değil. Kürtçe dünyanın en zengin dili ve biz konuştukça daha da zenginleşecektir. Tabi bunun aksi dilini koruyan, gelişmesi için çabalayan gençler de var. Bu gençlerin de daha fazla emek vermesi gerekir. Sadece kendilerini değil, tüm toplumu Kürtçe konuşmak konusunda teşvik etmeli. Zaten üzerimizde yoğun baskılar var ama bu baskıları ancak daha fazla mücadele ile bastırabiliriz. Evlerimizde Kürtçe konuşmalıyız. Kürtçe eğitim alamıyorsak dahi, evlerimizi birer Kürtçe okula dönüştürmeliyiz. Bunlar zor ve yapılamayacak şeyler değil" ifadelerini kullandı.
 
'Kaybolan her dilden toplum sorumludur'
 
Sadece konuşmakta değil, Kürtçe yazmakta da büyük yoğunlaşmaların olması gerektiğini dile getiren Nergiz, Kürtçe dilinin katledilmek üzere olduğuna vurgu yaptı. "Bu politikalara karşı Kürtçe yaşamak gerekir" diyen Nergiz, "Kaybolan her dilden toplum sorumludur. Başka bir dili öğrenmek için kurslara gidiyoruz, özel dersler alıyoruz, servetler harcıyoruz. Oysaki Kürtçeyi öğrenmek annemizi, nenemizi, dedemizi dinlemekten, onlarla sohbet etmekten geçiyor. Kürtçe kitap okumak, Kürtçe yazı yazmak çok zor değil. Tüm gün sosyal medyadayız. Gençler sosyal medyayı daha faydalı kullanabilirler. Dilimizi konuşmak ve yaymak için en uygun platformlardan biri. Bu konuda kurumların, siyasetçilerin de hassas olması gerekir. Biz dilimize saldıranlara 'niye saldırıyorsunuz' diye sormamalıyız. Dilimizi konuşarak, günlük yaşam dilimiz haline getirerek, döndükleri her yerde Kürtçe yazılar görmelerini sağlayarak ancak saldırılarını boşa çıkarmış oluruz" diyerek Kürt halkına çağrıda bulundu.
 
'Evrende dilsiz bir varlık yoktur'
 
Kübra Esin de, dilin bir toplumun tarihçesi olduğuna dikkat çekerek, dilsiz bir toplumun aynı zamanda tarihi olmayan bir toplum olduğunu vurguladı. Kübra, "Dil bir halkın varlığıdır. Dil toplumun özgürlüğüdür. Dilsiz bir varlık yoktur evrende. Her canlı kendini bir dille ifade eder. Mesela çiçekler susayınca kururlar, hayvanlar kendi dilleriyle konuşurlar. Birbirlerinin dillerini öğrenebilirler ama hiçbir zaman özlerinden kopup, kendi dillerinden uzaklaşmazlar. Peki, evrendeki her şey kendi diliyle konuşurken biz neden konuşamayalım? Her toplumun, ulusun kendi dili varsa, Kürt halkının dili neden yok sayılır? Bunun hiçbir açıklaması olamaz. Kürt halkı bir ulustur ve Kürt halkının kendi dili, tarihi vardır. Bu dil için binlerce bedel ödendi. Bizlerin de dilimizi daha çok konuşmamız ve yaşatmamız gerekir" sözlerine yer verdi.
 
'Formalite bir dil ya da araç olmamalı'
 
Dilin ulusal kimlik olduğunu söyleyen Şirin Andişe, Kürt halkının dili ve kültürü için mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Şirin, Kürtçenin yok olmayla yüz yüze olduğunu dile getirerek, "Dil bir bütün ortadan kalkmaz ama yavaş yavaş tükenir. Eğer dilimizi konuşmazsak, dilimizle yazmazsak bir kaç yıl sonra Kürtçe bilen insanların sayısı da belki de bir elimizin parmak sayısını geçmeyecek. Şu an Kürtçenin statü kazanması ve gelişmesi, zenginleşmesi için çok büyük emekler veriliyor, çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmaları sahiplenmeliyiz. 'Her ev bir Kürtçe eğitim okuludur' gibi yaklaşarak, evlerimizde dilimizi konuşmalı ve çocuklarımıza dillerini öğretmeliyiz. Yurtsever ve Kürt olduğunu iddia eden herkesin dilini bilmesi gerekiyor. 'Anlıyorum ama konuşamıyorum' savunması bu dönemin savunması olarak kabul edilemez. Herkes anlamak, konuşmak, yazmak, düşünmek zorunda. Kürtçenin tüm lehçelerini de öğrenmeliyiz ve yaşam içerisinde kullanmalıyız. Bizim için sadece formalite bir dil ya da bir araç olmamalı. Amaç olmalıdır ve kendimizle en büyük kuralımız 'dilini bilmek' olmalıdır" diye konuştu.