Melda Onur: Sanmayın ki bekçiler şiddet gören kadını kurtaracak…

  • 09:07 20 Haziran 2020
  • Güncel
Gülşen Koçuk
 
HABER MERKEZİ - 24’üncü Dönem Milletvekili Melda Onur, bekçilik sistemini değerlendirdi: “Sanmayın ki görevleri içinde şiddet gören kadının evine gidip kurtarmak vardır. Kadınların özgürlüğüyle başlar özgürlük. O nedenle önce kadınların özgürlüğü kısıtlanmalı, bu da koruma kılıfı altında yapılmalıdır.”
 
15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra 2017’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yeniden oluşturulan ve 1914 yılına dayanan “çarşı ve mahalle bekçiliği” (ÇMB) sistemi, 11 Haziran’da Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen Çarşı ve Mahalle Bekçileri Yasası, 18 Haziran’da Resmi Gazete’de de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa ile ÇMB devriye gezebilecek, kimlik sorabilecek, şüpheli durumlarda kişileri durdurup yine şüphe halinde kişilere, gösteri ve yürüyüşlere müdahale edebilecek. 
 
Ancak, halihazırda süren polis ve bekçi şiddetinin, verilen geniş yetkilerle daha fazla artmasından endişe ediliyor. TBMM 24’üncü Dönem Milletvekili ve Sosyal Haklar Derneği Genel Başkanı Melda Onur’a bekçilik sistemini sorduk.
 
“Ama ne yazık ki toplumlarda militarizmi destekleyen hatırı sayılır kitleler var. Bu nedenle bu işi çok kolay yapabiliyorlar. Zaten ülkenin kabaca yarısının militarizme pek de hayır demeyeceğini düşünürsek bizim ülkemiz gibi, alkışlanarak yapıyorlar bunu” 
 
* Bir taraftan anti militarist bir toplum çabası sürerken, diğer taraftan toplum militarizm ile mi şekillendiriliyor?
 
Anti militarist toplum demokrasiyi, özgürlükleri besler ve büyütür. Bu iklim yeni fikirler, yeni talepler, yeni yüzlerin doğmasına, çok sesliliğe imkan verir. Uzun vadeli olarak gücü elinde bulundurmak isteyen iktidarlar için anti militarizm güçlerini sarsıcı bir iklimdir. Bu yüzden farklılıkları, farklı fikir ve inançları, yaşam tarzlarını bastırarak, yok edemese bile hiç olmazsa kendisini destekleyen topluluğun gözünün önünden kaldırmak için - çünkü kendisini destekleyen topluluk da bu özgürlükten etkilenebilecektir- militarizmi kullanır. Ama ne yazık ki toplumlarda militarizmi destekleyen hatırı sayılır kitleler var. Bu nedenle bu işi çok kolay yapabiliyorlar. Zaten ülkenin kabaca yarısının militarizme pek de hayır demeyeceğini düşünürsek bizim ülkemiz gibi, alkışlanarak yapıyorlar bunu.
 
“AKP iktidarının çok kalabalık bir kolluk ordusu var. TSK ve polis dışında ‘sadat’ diye bilinen grup, Ortadoğu cihatçılarından devşirme gruplar, paralı bir takım çeteler, şimdi de bekçiler katıldı. Otoriterliği çıtası, çatılmış silahların üzerinde yükseliyor.”
 
* Öncesinde de bulunan ve özellikle darbe girişiminden sonra daha fazla belirginleşen silahlan(dır)ma süreci var. İnfaz yasası ile serbest bırakılanları da düşünmek gerekir belki. Genel bir tanımlama ile “şiddet faillerinin” bırakıldığını söylemek yanlış olur mu? Bireysel silahlanma ile bekçilik sisteminin tekrar aktive edilmesi tesadüf mü?
 
Silah demek karşı tarafta korku ve çekingenlik yaratmak demek. Toplumda çok az oranda insan hakkını ararken silahın karşısına göğsünü gerebiliyor. Ya da çok özel durumlarında o noktaya gelebilenler var. Ama büyük çoğunlukta insanlar haklarına tecavüz de olsa silahlı biri karşısında aman bulaşmayayım, aman o ortamlarda bulunmayayım ya da aman o gösteriye ya da yürüyüşe gitmeyeyim diyebiliyor. AKP iktidarının çok kalabalık bir kolluk ordusu var. TSK ve polis dışında “sadat” diye bilinen grup, Ortadoğu cihatçılarından devşirme gruplar, paralı bir takım çeteler, şimdi de bekçiler katıldı. Otoriterliği çıtası, çatılmış silahların üzerinde yükseliyor. Ama o silahlar bir çekilirse herkes için felaket tabii…
 
* “AKP’nin paramiliter gücü” mü inşa ediliyor?
 
Evet ama dediğim gibi, giderek artık yetersiz kalıyor her şey. Daha çok çok kontrol, daha fazla takip, daha çok korku ve endişeden kaynaklanıyor. İktidar gitmekten korktukça bu kolluk çeşitlenecek. Bu normal bir gidişat böyle bir iktidar modeli için, ama unutmayalım ki kendi menzillerine döndürmeye çalıştıkları ordu ve polis silahı kendilerine doğrulttu birkaç yıl önce. Bu çok tehlikeli bir yol, bugün güvenilen bekçiler yarın bir cemaatin eline geçip güvensiz olabilir. Bunun sonu yok. Silahla oyun olmaz derler ya… İşte iktidar boyutunda da olmamalı.
 
* Bekçilik sistemi, Türkiye’de geçmişte de var olmuş, ancak birçok evreden geçmiş bir sistem. Ancak darbe girişiminin ardından tekrar başvurulan bir sistem. Ortaya çıktığı süreç itibariyle bu sistemi nasıl tanımlamak gerekir?
 
Komşu ihbarları sanırım yetersiz kaldı. Çünkü hatırlarsanız özellikle 15 Temmuz sonrası ihbarcı komşu modeli teşvik edildi. Ama bir yere kadar. Artık sokak sokak takibe geçecekler. Şüpheli şahıs, içki içen, sigara içen, kız arkadaşını öpen, sarılan vs. bekçiler tarafından hedef kitleler. Sanmayın ki görevleri içinde şiddet gören kadının evine gidip kurtarmak vardır. Olursa da bekçinin kendi vicdanındandır. 
 
* Bekçilerin yetkileri henüz yasalaşmış olsa da aslında gayri resmi olarak birçok kez örnekleriyle karşılaştığımız üzere zor kullandığını gördük. Yasal zemine de oturtulan geniş yetkiler, kadınları nasıl etkileyecek? Kadınları neler bekliyor?
 
Kadınlara bir faydası olmayacak. Bunu şunun için söylüyorum: Bugün Türkiye’de herhangi bir evin kapısını çalıp bekçi uygulamasını sorsanız, memnun olduklarını söylerler. Çünkü sokaklar tehlikelidir, gece karanlık yollar tehlikelidir, erkekler tehlikelidir, “kadınlarımızı, kızlarımızı” namussuzlardan, hırsızlardan, tecavüzcülerden korumak gerekir. O yüzden bekçi abi/amca varsa kızlarımız korunur. Oysa o sokakların tehlikeli hale gelmesini sağlayan, o sokaklara bekçiyi diken iktidardır, katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları yani devlete değil de vatandaşa karşı suç işleyenleri sokaklara salar. Kadınların özgürlüğüyle başlar özgürlük. O nedenle önce kadınların özgürlüğü kısıtlanmalı bu da koruma kılıfı altında yapılmalıdır.
 
* Kadın mücadelesinde sık karşılaştığımız bir “erkek-devlet şiddeti” vurgusu var. Süreç, bu söylemi doğruluyor mu sizce?
 
Tabii, devlet deyince bile sıradan insanın aklına dev bir erkek figürü gelir. Kimse devlet ana demez, devlet baba der. Bu öylesine söylenmiş bir şey değil ki. Erkeklerin kurallarıyla kurulmuş bir yapı. Kadının sınırlarını - koruma süsü ile - koyan ama erkeğe neredeyse sınırsız bir özgürlük tanıyan bir şiddet. Ama şunu da ekleyelim makbul saymadığı, ıslah edemediği, özgürlüğünü isteyen, hakkını savunan ve arayan kadına ise kadınlıktan gelen biyolojik özellikleri hedeflenerek şiddet uygulanıyor.
 
* Son dönemde, karantina sürecinde sık sık bekçi, polis şiddetine tanıklık ettik ya da duyduk. Gelecekte bu durumun geleceği boyuta dair öngörüleriniz nelerdir?
 
Şiddete karşı başkaldırı, başkaldırıya karşı yeni şiddet modelleri, sonra daha güçlü bir başkaldırı, kollukla çözemediklerini yargı ile ve yeni yasaklarla çözme teşebbüsleri, sonra yeni itirazlar, sonra seçim yumuşamaları, sonra…. Bu sarmal böyle gider, kimsenin kazanamadığı…
 
“Kadın hareketinin daha taktik ve daha planlı bir kampanyaya ihtiyacı var. Bu da tüm grupların temsilcilerinin ortaklaşacağı bir eylem planı çerçevesinde olur gibi geliyor.”
 
* Kadınların, muhalif kesimlerin inşa edilmek istenen yeni düzen karşısında mücadele hattını şekillendirecek olan nedir? Militarizme, şiddete karşı kadınlar mücadelelerini sürdürecek mi?
 
En güçlü muhalefeti kadınlar yapıyor. Bu nedenle iktidarın her türlü uygulamasına karşı kadınların birlikte hareket etmesi çok önemli. Özellikle bazı yasa tasarılarının geri çekilmesinde çıkarılan güçlü ses iktidara yakın olan kadın örgütlenmelerini dahi bu yana geçirmek zorunda bıraktı. Yasalarla, yönetmeliklerle siyasetle mücadele etmek kadınlar açısından başarı örnekleri ile dolu. Şiddetle mücadelede de, kadın örgütleri canla başla çalışıyor. Ama militarizm başka bir şey, bugün kadına şiddet konusunda kadınların büyük çoğunluğu - küçük bir yüzdenin erkek söylemini savunduğuna tanıklık edebiliyoruz - yukarıda anlattığım gerekçelerle militarizmi savunabilir. Bu nedenle belki bu konuda kadın hareketinin daha taktik ve daha planlı bir kampanyaya ihtiyacı var. Bu da tüm grupların temsilcilerinin ortaklaşacağı bir eylem planı çerçevesinde olur gibi geliyor.
 
* Ek olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı?
 
Bu tür kolluk vb. yapılanmaları, iktidarın iş ve kendine seçmen yaratma faaliyeti olarak da değerlendirmek gerek. Çünkü üretim yapılmayan, kalıcı iş sağlamayan bir ekonomiyi sürüklemeye çalışan iktidar bu tür kadrolar kurarak hayata hiçbir katma değeri olmayan, bir süre sonra belki kendisine yük ya da tehdit haline gelecek günü geçirmelik kuvvetler oluşturmaya çalışıyor. Bekçilik müessesesinin eski dönemin bekçileri ile bir ilgisi yok, uzun soluklu ve kalıcı bir iş olacağını da düşünmüyorum.