‘Êzidîlerin yaşam alanlarına saygı duyulmalı’

  • 13:49 20 Haziran 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - Türkiye’nin Kürt bölgelerine özelde ise Şengal’e yönelik saldırılarına insanlığın sessiz kalmaması çağrısında bulunan Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu üyesi Cemile Turhallı, buradaki sessizlikten bütün insanlığın bu suça ortak olduğu anlamına geldiğini vurguladı. 
 
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ne bağlı savaş uçakları ile 15 Haziran saat 00.00’da sivillerin yaşadığı Maxmur kampı, Şengal, Kandil ve Bradost’a yönelik hava saldırısı gerçekleştirildi. Eş zamanlı yapılan saldırılar dakikalarca sürdü. Onlarca kez saldırılara maruz bırakılan Şengal 3 Ağustos 2014 tarihinde ise DAİŞ’in saldırılarına maruz bırakılmıştı. DAİŞ’in saldırılarında binlerce Êzidî, Şengal’den göç etmek zorunda bırakıldı, 10 bine yakın kadın köle pazarlarında satıldı, 5 bine yakın Êzidî katledildi.
 
Yaşanan saldırılara ilişkin Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyesi Avukat Cemile Turhallı Balsak, Şengal’e daha önce de saldırıların olduğunu, bunun halkta büyük bir travmaya yol açtığını ifade etti. Cemile İnsanlığın bu saldırılara sessiz kalmaması gerektiğinin altını çizdi.
 
‘Êzidîler göçe zorlandı’
 
Êzidîlerin DAİŞ tarafından yapılan saldırılarda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarını anımsatan Cemile, bu saldırıların yarattığı travmaya dikkat çekti. Saldırılar sırasında trajik ve korkunç durumların yaşandığını dile getiren Cemile, “Êzidî toplumu, çoğunlukla Irak sınırında Şengal ve Şêxan dediğimiz iki bölgeden oluşuyor. Şengal yapılan saldırı ile birlikte buradaki halk göçe zorlandı. Soykırımın aşamalarından bir tanesi göçe zorlanmadır. Êzidî toplumu o tarihten bugüne kadar ciddi anlamda yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor. Kendi yaşadıkları yer onlar için güvenli değil” dedi.
 
‘Binlere Êzidî ölüm yolculuklarında yaşamını yitirdi’
 
Yüz binlerce Êzidînin yurt dışına göç etmek zorunda bırakıldığını belirten Cemile, “Günlerce göç yollarında ölüm yolculuklarında yaşamlarını geçirdi. Ölüm riski alarak deniz aşırı ülkelere gittiğini, insan kaçakçılarının mağduru olduğunu biliyoruz. Yerleştikleri yerlerde de ciddi anlamda ötekileştirmenin muhatabı oldular. Ayrıca Êzidîler bu soykırımın etkilerini hala yoğun bir şekilde yaşıyorlar. Çoğunun ya yakın akrabaları yaşamını yitirmiş ya da yakınlarından hala kendinden haber alınamamış. Şimdi bir avuç kalmış insandan bahsediyoruz. Yani yaşama tutunmaya çalışan, kurtarılmış, soykırımın eşiğinden bir bütün olarak kurtulabilmeyi başarabilmiş bir toplumdan bahsediyoruz” sözlerine yer verdi.
 
‘Saldırılar yaşam alanlarını tehlikeye koyacak saldırılardır’
 
“Özellikle oranın özgürleştirilmesi sonrası, kendi öz güçlerinden oluşturdukları bir takım öz savunma amaçlı girişimleri, onlarda psikolojik olarak rahatlatma yaratmıştı” diyen Cemile, “Tabi en büyük talepleri orada kendi nezdinde bir azınlık statüsünün kendilerine verilmesiydi. En azından dünyada bağımsız bir güç eli ile kendilerinin statüsünü sağlayarak kendi kaderlerini tayin hakkına saygı duymaları isteğiydi. Ve orada ferman sonrası özellikle Türkiye’ye yerleşen başka ülkelere iltica edip sonradan geri dönen Êzidîlerin olduğunu biliyoruz. Çünkü Êzidîlik inancı coğrafya ile doğrudan kurulduğu bir inançtır. Çoğundaki temel kaygı yaşadıkları yerden kopmamaydı. Şimdi de yapılan bir saldırı var ve bu saldırı nerden geliyorsa gelsin sivil yaşam alanlarını tehlikeye koyacak bir saldırı olduğu açıktır” şeklinde konuştu.
 
'Yaşam alanlarına saygı' duyulması çağrısı
 
Ayrıca platform olarak dünyanın birçok yerinden başvurular aldıklarını paylaşan Cemile, söz konusu başvurularda Êzidîlerin yaşadığı yere dönme isteği olduğunu gördüklerini ifade etti. Platform olarak soykırım faillerinin yargılanmasını sağlamak ve Êzidîlerin uluslararası kamuoyunda bu taleplerinin bilinmesini sağlamaya çalıştıklarını dile getiren Cemile, Êzidîlerin yaşam alanlarına saygı duyulması çağrısında bulundu.
 
‘Sessizlik suça ortak olmaktır’
 
Cemile, son olarak şunları ekledi: “Dünya daha önce yaşadığı savaşlardan ders çıkarmadığı gibi şimdi de Ortadoğu üzerinde hakim kılmaya çalışıyor. Özellikle Êzidî toplumu bugün yine yok olma ile karşı karşıya gelmişse burada insanlığın büyük bir payının olduğu düşünülüyor. En nihayetinde silah tüccarlarının, hegemonik güçlerin, devletlerin kendi gizli ajandalarını cihadist ve tetikçi hareketlerle pratiğe konuluyor. Bugün Êzidîler insanlığın ortak değeri olarak kendilerini somutlaştırmış durumdadır. Hem kendileri hem de kültürleri olarak dünyanın ve Ortadoğu’nun kök hücresini oluşturan bir toplum olduğunu biliyoruz. Onlar, diğer halklar ve Kürtler üzerinden hegemonik güçlerin palazlanmaya çalıştıklarını görüyoruz. İnsanlığın ortak paydası olan Êzidîlerin yok oluşu, bütün insanlığın yok oluşudur. Buradaki sessizlik de bütün insanlığın suça ortak olması anlamına geliyor.”