‘Kürt kadın hareketi iktidarlara geri adım attıracak güce sahiptir’

  • 09:01 22 Haziran 2020
  • Güncel
Beritan Canözer 
 
HABER MERKEZİ - Kürt kadın hareketi, tüm baskı ve saldırılara karşı her dönem daha güçlü bir çıkış yaparken, bugün yürüttükleri mücadele her alanda engellenmeye çalışılıyor. Aktivist Sara Aktaş, “Kürt kadın hareketi günümüzde tüm saldırılara rağmen, milyonlarca kadını meydanlara toplayacak kitleselliğe, iktidarlara geri adım attıracak güce sahiptir” dedi.
 
Kürt kadın mücadelesine yönelik artan baskı ve saldırılar, kadın siyasetçilerin vekilliklerinin düşürülmesi, eşbaşkanlık sisteminin hedef alınması, kadın mücadelesi üzerindeki yürütülen politikalar, kadın kazanımlarının hedefte olduğunu da gündeme getirdi. Kadınlar her alanda kazanımlarına sahip çıkarken, tüm bu saldırıların boşa çıkarılacağını vurguluyor.
 
Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nin (DÖKH) ilk aktivistlerinden ve yıllardır kadın mücadelesinin bir parçası olan Sara Aktaş, Kürt kadın mücadelesinin tarihini anlattı.
 
* Kürt kadınlarının mücadele tarihini sorsak nasıl anlatırsınız?
 
Öncelikle diyebilirim ki Kürt kadınların hikayeleri kendi halklarının kaderi ile beraber ilerlemiştir. Kürt kadınları, geçmişten günümüze kadar ‘ulus olduklarını ispat etmeye çalışan ve varlığını kabul ettirmeye çalışan bir topluluğun kadınları olarak bir yandan politik-siyasi baskıların hedefi bir yandan kendi feodal toplumlarının yani Kürt erkeklerinin cinsiyet odaklı hedefi olmuşlardır. Ancak günümüz yüzyılında Kürt kadınları kendi tarihlerini yeniden keşfetmeye ve silinen silüetlerini yeniden canlandırmaya, dolayısıyla kendi tarihini yeniden yaşamaya ve yazmaya çalışmaktadır. Görünmez kılınan tarihlerindeki sisler içinde geçmişlerini aydınlatmaya ve görünmez kılınan sayısız kadınların hikayelerini, acılarını ve direniş öykülerini kendilerine tarihsel referanslara dönüştürmektedirler. Bu bakımdan elbette Kürt kadın hareketinin de tarihsel bir arka planı var. Örgütlenme çabaları kimi zaman kurumsal kimi zaman kişi ve isim düzeyinde de olsa bana göre hep bir arayış vardı.
 
Örneğin dünyada kadın hareketleri 19’uncu yüz yıl atmosferinde gelişirken parçalanmış bir ülkenin kadınları olarak Kürt kadınlarının da elbette örgütlenmeye dair çabalarından bahsetmek mümkün. Erkek egemen söylem içerisinde özellikle 19’uncu yüz yıl milliyetçiliğinin atmosferi bağlamında şekillenen ilk Kürt kadın kurumsallaşma örneklerinden olan 1919 Kürdistan Kadınları Teali Cemiyeti ve 1946 Mahabad Kürt Kadınlar Birliği deneyimleri bu çabaların somut örnekleridir. Ancak Kürt tarihi gibi Kürt kadınlarının tarihinin de görünmez kılındığını ve erkek egemen tarih yazımında dıştalandığını hatırlatarak yakın döneme kadar da Kürt kadınlarının geçmiş tarihlerinin yok sayıldığını belirtmek gerekiyor.
 
“Günümüzde dünyanın en radikal ve örgütlü kadın hareketlerinden biri olarak kabul edilen Kürdistan kadın hareketi günümüzde ise özellikle üç bağlamda ortaya çıkan gelişmelerle birlikte dünya ölçeğinde daha fazla tanınmaya ve aynı zamanda erkek egemen iktidarcı güçler için bir tehlike olarak görülmeye başladığını belirtebilirim.”
 
*Kürt kadınlarının ilk örgütlenme süreci ne zaman başladı? Özellikle 1990 dönemi kadın mücadelesi açısından nasıl bir şekillenme ortaya çıkardı?
 
1970’lerle birlikte Kürt özgürlük hareketinin gelişmesi artık sadece ulusal sorunun çözümü ile sınırlı bir mücadele olarak görülmemekte, kadınların toplumda hak ettiği rolü üstlenmesi ve toplumun ileriye doğru demokrasi ve özgürlükler temelinde radikal değişikliklere uğratılmasında dünya düzleminde hakkı verilen bir hareket olmaya doğru yol almıştır. Bu bakımdan sadece Kuzey Kürdistan’da değil dört parçada ve dünyanın birçok merkezinde Kürt kadınlarının 1970’lerle birlikte örgütlenme çabasından bahsedebiliriz. Ulusal kurtuluş mücadelesi dinamiği içinde doğan fakat günümüzde dünyanın en radikal ve örgütlü kadın hareketlerinden biri olarak kabul edilen Kürdistan kadın hareketi günümüzde ise özellikle üç bağlamda ortaya çıkan gelişmelerle birlikte dünya ölçeğinde daha fazla tanınmaya ve aynı zamanda erkek egemen iktidarcı güçler için bir tehlike olarak görülmeye başladığını belirtebilirim.
 
Bu gelişmelerden ilki; 9 Ocak 2013 yılında Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’e karşı gerçekleşen Paris katliamı olmuştur. Kürt kadın hareketinin küresel anlamının açığa çıkması ve dünya gündeminde tartışılmasına yol açan gelişmelerden bir diğeri ise Kürt kadınlarının Rojava‘da gerçekleştirdiği devrimsel çıkıştır. Rojava’daki devrim sürecinin başladığı ilk andan itibaren vahşi DAİŞ çetelerine karşı Kürt kadınlarının silahlanmış olması ile birlikte toplumsal alanlarda adeta bir seferberliğin yaşanması ve bununla eş zamanlı olarak yaşamın her alanında devrimin inşa sürecinin öncülüğünü Rojavalı Kürt kadınların üstlenmiş olmasıdır. Kürt kadın hareketinin dünya gündemine taşınmasına vesile olan bir diğer olay ise Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde 14 Nisan 2009 tarihinde başlatılan ve adına KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) operasyonları adı verilen operasyonlarda gözaltına alınan binlerce insandan dikkate değer bir kesimin Kürt kadınlarının oluşturmuş olmasıdır.
 
“Kürt kadınlarının öncülük ettiği serhildanlar büyük direnişlere sahne olmuştur.”
 
Diyebiliriz ki 1990’lı yıllarda çözümsüzlük zemininden yine en çok Kürt kadınları etkilenmiştir. Bu durum aynı zamanda Kürt kadınlarının bilinçlenme ve örgütlenme çabasını tetikler. Şöyle ki; devletin dönem politikası bu uygulamalarla paralel olarak Kürtleri zor yoluyla yerinden yurdundan söküp, göçe tabi tutmaktır. Bu yıllar boyunca köyler yakılmış, boşaltılmış, insanlar metropollere zorunlu göçe mecbur bırakılmıştır. Gidilen metropollerde yoksulluk, sosyal yabancılaşma, ana dilini kullanma yasağı ve benzeri durumlar genel anlamda bir travma yaratırken kadına karşı ise bir şiddet politikasına dönüşmüştür. Buna paralel olarak gözaltı, tutuklanma, taciz, tecavüz, işkence gibi uygulamalar; yine bunun bir sonucunda cezaevleri önünde buluşan kadınların bilinçlenmesi ve örgütlenmesi tam bir direniş kültürü yaratır.
 
Biz Kürt kadınları için 1990’lı yıllar Kürt halkı kadar Kürt kadınlarının da kitlesel olarak uyanışının, bilinçlenmesinin ve örgütlenmesinin çok yönlü geliştiği ve özgürlük hareketini sahiplendiği yıllardır. Bu anlamda 1990’lı yıllar Kuzey Kürdistan’da Kürt toplumunu ve özelde Kürt kadınlarının ateşle sınandığı yıllar olmuştur. İnkar baskı ve zulme karşı Kürt kadınlarının giderek bilinçlenmiş; hak, hukuk, adalet aramış ve etkinliğini giderek arttırarak ‘özgürleşen kadın özgürleşen toplum’ şiarıyla Kürt toplumuna öncülük etmeye başlamıştır. Dolayısıyla Kürt kadınları 1990’lı yılların başında itibaren siyasetten kültür merkezlerine, gazetelerden ve bağımsız kadın kurumlarına kadar birçok alanda aktif olarak yer almış ve örgütlenmeye başlamışlardır.
 
“Kürt kadınları açısından Yurtsever Kadın Derneği (YKD) bir eşik olarak kabul edilmiştir. Dernek genel olarak Kürt kadınlarının ulusal, sınıfsal ve cins kimliğinden kaynaklı sorunlarını merkezine almayı hedeflemiştir.”
 
*İlk kadın derneği olan Yurtsever Kadın Derneği’nin açılması kadınlar açısından ne anlam ifade ediyordu? Kadın dernekleşmesinin önemi neydi?
 
Kuzey Kürdistan’da 12 Ocak 1991 yılında kurulan ‘Yurtsever Kadınlar Derneği’ Kürt kadınlarının kurumsal çalışmaları açısından önemli bir yer edinmektedir. Fakat devlet baskısı sonucu her seferinde yasaklanmış, başka isimlerle İstanbul’da ve diğer kentlerde çalışmalarını sürdürmeye devam etmiştir. Derneğin merkezi İstanbul’da bulunmakla birlikte Diyarbakır, Adana, İzmir ve Ankara’da şubeler açarak varlığını sürdürme açısından ısrarlı bir mücadelenin sahibi olmuş, Kürt kadınları açısından Yurtsever Kadın Derneği (YKD) bir eşik olarak kabul edilmiştir. Dernek genel olarak Kürt kadınlarının ulusal, sınıfsal ve cins kimliğinden kaynaklı sorunlarını merkezine almayı hedeflemiştir. Bu dernek vasıtasıyla Kürt kadınları kendi cins kimliğinden kaynaklı sorunlarına daha fazla eğilmeyi başarmışlardır.
 
YKD bünyesinde çalışma yapan Kürt kadınları hem kadın olmaktan kaynaklı sorunlarını hem de ulusal taleplerini harmanlayarak devlet ve erkek zihniyetine karşı mücadeleyi amaçlamışlardır. Örneğin Diyarbakır’da mahalleler de dernek çalışmalarını oldukça zor koşullar altında yürütürler. YKD’li kadınlar ağırlıklı olarak mahalleler de çalışırlar. 1992 Nisan’ında İstanbul’da dernek binasına bir baskın düzenlenir ve derneğin kapatılması istemiyle dava açılır. Dernek kurucusu kadınlar hakkındaki bu dava yıllarca sürmüştür. Daha sonra bu dernek bünyesinde çalışan kadınların bir kısmı kadın çalışmalarını daha rahat yürütebileceklerini düşündükleri HEP’e geçmiş, bir kısmı ise yine derneklerde mücadeleye devam etmişlerdir. Örneğin, YKD’nin 1993’te kapatılmasının ardından yine 1993’de ÖKD (Özgür Kadın Derneği) kurulur ve ardından ise DKKM (Dicle Kürt Kadın Merkezi) açılır.  
 
*Kürt kadınları siyasal alanda nasıl var oldular? Siyasi partilerde nasıl örgütlendiler ve bu sürecin yarattığı etkiler nelerdir?
 
Sorunuz siyaset bağlamında olunca öncelikle bir kez daha hatırlatmakta fayda var; Kürt toplumu da feodalizm ve aşiretçi yapının etkisi altında oldukça erkek egemen bir toplum olarak şekillenmiştir. Diyebiliriz ki bu ataerkil yapının yanı sıra birde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlerin ulusal kimliğine dönük yok sayma politikaları eklenince Kürt kadınları 1990’lara gelinceye kadar çok yönlü baskı ve zorlanmayla karşı karşıya kalmış, Türk kadınları gibi Kürt kadınları da siyaset alanında tamamen yok sayılmıştır. Ancak 1990’larla birlikte kurulmaya başlanan Kürt siyasal partiler içinde Kürt kadınları adım adım biriken bir direniş ve mücadele deneyimi edinmiştir. Türkiye’de, Türkiyeli kadınlar açısından ise zaten modernleşme projelerinin ve ulus inşa sürecinde yapı taşları olarak kurgulanmaları vesilesiyle, ulusun yaratım sürecinde öne çıkan erkek egemenlikli siyasal kimliği taşıma görevi hakim hale gelmiştir.
 
Sadece Kürt siyasi hareketini de değil, bütün Türkiye’deki hem siyaset, hem de kadın hareketleri için öncü bir rol oynayan bu mücadele, kadınların genel anlamda siyasal alandaki kazanımlarına büyük katkıda bulunmuştur. Bu bakımdan hem devletin 90’lı yıllarda boyutlandırdığı baskı ve şiddet politikalarına karşı hem de kendi toplumundaki ataerkil erkek egemen yapının doğurduğu bin bir engele karşı Kürt kadınları, seslerini nasıl yükselteceklerini bedel ödeye ödeye öğrenmiş, örgütlenme ve mücadele yolculuklarına kendi güçlerini siyasal alanda arttırarak devam etmişlerdir.
 
“Kadınlar ilk adımlarını bu dönemde atmış ve tüm baskılara rağmen siyasette yer alma çabasını sürdürmüşlerdir.”
 
HEP ve DEP gibi siyasal partilerin 1990’lı yıllarda kurulması ile siyasete adım atan Kürt kadınları ciddi bir emeğin sahibi olmasına rağmen bu dönemde siyasette özgün bir örgütlenme yaratamamıştır.  Ancak HEP içinde yer almaya başladıkları süreçten itibaren eski YKD’nin üyesi kadınların yaratmaya çalıştığı örgütlülük DEP’in kuruluşuna daha aktif katılmalarına yol açtığı gibi parti programı ve tüzüğünde Kürt kadınlarının talepleri ve sorunlarının yer alması sağlanmıştır. Kadınlar ilk adımlarını bu dönemde atmış ve tüm baskılara rağmen siyasette yer alma çabasını sürdürmüşlerdir.
 
HADEP içinde yerel örgütlerde kurulan kadın komisyon çalışmaları güçlendikçe, katılımda artmış ve bu çalışmaların genel merkezle bağını kurmak ihtiyacı ile 1997’de HADEP Parti Meclisinde yer alan kadınlar bir araya gelerek merkezi bir kadın komisyonu oluşturmuşlardır. Siyasal alanda gelişecek özerk kadın örgütlenmesinin tohumlarının bu dönemde atıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
 
Kürt siyasal geleneğini ifade eden partiler içinde en uzun ömürlü olan HADEP’e kadın katılımının giderek artması ve kitleselleşmenin gelişmesi HADEP’in 2000 yılında gerçekleştirdiği kongre ile yeni bir aşamaya yol açmıştır diyebiliriz. 2003 yılında DEHAP’ın parti programında HADEP’e göre biraz daha ileriye gidilerek kadın sorunu genel anlamda tüm eşitsizliklerin kaynağı olarak görülmüştür. 2005 yılına gelindiğinde ise; DEHAP’ın mevcut örgütlenme düzeyinin Kürt siyasetini artan ihtiyaçlarına cevap vermediği tespitinden hareketle DEHAP kendisini fes etmiş ve DTP eşbaşkanlık sistemi ile 2005'te kurulmuştur.
 
“Kürt kadınları siyaset içinde, en genel anlamıyla ülkenin politik gündemlerinde ‘Söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var’ şiarıyla hareket etmişlerdir.”
 
DTP sürecinde aynı zamanda DÖKH’lü kadınlar eş başkanlık sisteminin yanı sıra aynı zamanda kadın örgütlenmesine ilişkin de önemli değişiklikler yapmışlardır. Halkların Demokratik Partisi ise, 15 Ekim 2012'de kurulmuş ve kadınlar cephesinden hem eş başkanlık hem eşit temsiliyet ve meclis örgütlenmesi ile günümüzde devrimsel adımlar atarak aktif siyaset yürütmeye devam etmektedir.
 
Diyebiliriz ki Kürt kadınları siyaset içinde, en genel anlamıyla ülkenin politik gündemlerinde ‘Söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var’ şiarıyla hareket etmişlerdir. Kürt siyasi geleneğini temsil eden tüm siyasi partilerde kadın iradesi aşamalı olarak güçlenmiş bu söylemsel düzeyde değil, yaşamda karşılık bularak yol almıştır. Türkiye’deki eril siyaset içinde kadının varlık mücadelesi, genellikle erkek egemen zihniyetin katı geleneklerine, kültürel yapıya, siyasi parti ve seçim yasalarının anti demokratikliğine ve erkek liderlerin oligarjisine takılmıştır. Bu zeminde Kürt kadınları sadece kendileri açısından mücadele vermemiş aynı zamanda Türkiyeli kadınlar içinde öncülük ve ön açıcılık rolü üstlenmişlerdir.
 
 
* DÖKH, KJA ve bugün TJA… Kadın mücadelesi her döneminde devletin saldırısına maruz kaldı. Hem siyasette hem Meclis’te hem kadın çalışmalarında baskı ve sindirme politikalarına maruz kalındı. Son olarak Rosa Kadın Derneği’ne dönük bir saldırı oldu, yöneticileri tutuklandı. Kadın mücadelesine yönelik saldırıları nasıl ele alıyorsunuz? Temelinde ne var?
 
 
Peşinen belirtmekte fayda var erkek egemen sistemlerin en büyük korkularından biri örgütlü ve direnişçi kadınların varlığıdır. Örgütlenen ve direnen kadınlar ayrımcılık ve şiddet üreten tüm iktidar mekanizmalarının panzehiri rolünü oynar. Bu bakımdan Faşist erkek egemen sistemler kadınlara dönük; ideolojik, siyasi ve askeri her türlü saldırı ve şiddeti meşru bir hale getirirken, kadınlar ise her dönem özgün ve özerk örgütlülüğünü zaruri bir ihtiyaç olarak görmüş ve bunun karşısında kendi çözüm alternatiflerini yaratmışlardır. Bu bakımdan Kürt kadınları geçmişten günümüze sayısız defa oluşturdukları örgütlenme araçları ellerinden alınıp, öncüleri tutuklansa da asla direnişinden ve direniş araçlarından taviz vermemiştir. Çünkü Kürt kadınları şahit olduğu tüm bu tanıklıklardan iyi biliyor ki; devlet gücünü ve iktidarını halkı ve kadınları nizama ve hizaya getirmek için kullanıldığında, her türlü sindirme yöntemi ile korku yaratmayı en kadim psikolojik savaş stratejisi haline getirir. Bunun karşısında geriye değil hep daha fazla cesaret ile kesintisiz mücadele ise başarmanın temel yöntemi olarak politik bir önem kazanır.
 
“1990’lı yılların ağır baskı koşullarından günümüze kadar, kapatılan ve yöneticileri her türlü zorbalığa maruz kalan yüzlerce dernek açıldığını biliyoruz.”
 
Kürt kadın hareketi dört parça Kürdistan’da ciddi bir karşıt iktidar ve kamusallık pratiği olarak gelişirken, tüm baskı ve tutuklanmalara rağmen kadınların ihtiyaçlarına odaklanan, süreklileşen örgütlenmeler aracılığı ile sadece radikal bir karşıtlık değil, alternatif bir yaşam ördüğünü sayısız örnekte ve tanıklıkta göstermiştir. Nitekim sadece dernekler bağlamında bile 1990’lı yılların ağır baskı koşullarından günümüze kadar, kapatılan ve yöneticileri her türlü zorbalığa maruz kalan yüzlerce dernek açıldığını biliyoruz. 2003 yılında DÖKH kuruluşunu ilan ederek tüm kadın örgütlenmeleri açısından bir çatı örgütü işlevi görmüştür. Kürt kadınları açısından bir kimlik haline gelen DÖKH aktivistlerine karşı sayısız saldırı, tutuklanma ve yönelim olduğunu biliyoruz. Fakat her şeye rağmen mücadelesi durmayan Kürt kadınları 2015 yılına gelindiğinde ise tüm dernekleri ve kadın odaklı çalışmaları çatısı altında toplayan, tüm toplumsal sorunların çözümünü demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma temelinde ele alan, kapitalist modernitenin tekçi ve merkeziyetçi ulus devletine karşı kadınların demokratik çatı örgütü olarak KJA’yı ilan etmiştir. Ancak çok sürmeden 12 Kasım 2016 genelgesi ile SELİS, Gökkuşağı ve KJA’nın da kapatılması Kürt kadınlarını durdurmamış, yeni dernekler ve mücadele araçları yaratarak direniş yolunu kat etmeye devam etmişlerdir. Nitekim TJA böylesi bir direniş kültürü üzerine hala yoluna devam etmektedir.
 
2018 yılında; kadına yönelik toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, cinsel, psikolojik her türlü şiddetle mücadele etmek, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak çalışmalar yürütmek amacıyla Diyarbakır’da kurulan Rosa Kadın Derneği ise aynı mücadele ahlakı ile kurulan temel çalışma merkezlerinden biridir. Üstelik yöneticileri 1990’lardan beri uygulanan tüm faşist, kadın düşmanı politikalar karşısında hem direnmiş hem de bu politikaların tanığı olmuştur. Demem o ki; mevcut sistemin topyekûn reddiyesi yani; erkek egemen zihniyetin reddi, milliyetçilik, militarizm ve cinsiyetçiliğin reddi, iktidar ve devletçiliğin reddi, kadın kimliğinin, bedeninin, emeğinin sömürülmesinin reddi, erkek egemen iktidarın kurumlaşmıs¸ hali olarak görülen kapitalist modernitenin reddi üzerine şekillenen bir kadın hareketinin sürekli korku salacağı ve güçlendikçe daha fazla hedef olacağını Kürt kadınları uzun zamandır farkındadır. Bu farkındalık ise direnişi büyütmenin gerekçesi olmuştur.
 
*Kadınlar mücadelelerine nasıl yön verecekler? Saldırılar karşısında nasıl bir örgütlenme modeli ortaya çıkacak?
 
Dünya kadın hareketinin ve elbette Kürdistan kadın hareketinin giderek yükselen sistem karşıtı konumu kanımca gelecekte yaşanan toplumsal değişimlerde daha stratejik rol üstlenecek. Örneğin gelinen aşamada dünyada ve Türkiye’de kapitalist sistem yaşadığı büyük küresel krizlerin faturasını emekçilerin, yoksulların sırtına yıkmaya çalışırken buna karşı yükselen itiraz dalgalarına en çok kadınlar öncülük etmekte. Asya’da kadın emeğinin sömürülmesine karşı, Güney Amerika’da ulus aşırı kapitalist şirketlerin, yerel kaynakları ve doğayı talan etmesine karşı kadınlar ekoloji hareketine öncülük ediyor. Ortadoğu’da Kürt kadınların öncülüğünde savaş, işgal, mültecileştirme saldırılarına ve bölgesel otoriter rejimlere karşı yürütülen mücadelelerin temel dinamiğini kadınlar oluşturdu. Öyle ki Rojava’da demokratik, çoğulcu, cinsiyet özgürlükçü yeni bir toplumsallık inşa etme mücadelesine yön veren temel güç kadınlar oldu ve bu gelişmeler tüm dünyada ‘kadın devrimi’ olarak kodlandı.
 
Elbette erkek egemen sistemler her yerde istiyor ki kadınların gözleri kör, dilleri lal, kulakları sağır olsun. İstiyorlar ki erkekler için dizayn edilmiş bu dünyada biat kültürü daim olsun. İstiyorlar ki kurtla kuzu yer değiştirsin, katillik masumiyet kılıfına bürünsün. Ancak dünyanın her yerinde olduğu gibi Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde kadınlara dönük çok yönlü ve çok biçimli tüm saldırılara rağmen kadınlar Kürt kadınların öncülüğünde direnmeye devam ediyor. Faşist sistemin tüm saldırganlığına karşı muhteşem bir direniş ahlakı yaratıyorlar.
 
“Kürt kadın hareketi günümüzde tüm saldırılara rağmen, milyonlarca kadını meydanlara toplayacak kitleselliğe, iktidarlara geri adım attıracak güce sahiptir.”
 
Direnişi üreterek, örgütlenerek, mücadeleyi adım adım büyüten Kürt kadın hareketi günümüzde tüm saldırılara rağmen, milyonlarca kadını meydanlara toplayacak kitleselliğe, iktidarlara geri adım attıracak güce sahiptir. Nitekim biliyoruz neredeyse her 10 yılda bir darbelerin yaşandığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, olağanüstü yönetim süreçlerinin sık sık tekrarlandığı bir ülke olarak Türkiye’de, hiçbir zaman bu kadar uzun, kesintisiz ve yoğun bir baskı süreci yaşamamışken kadınlar tüm bu faşist uygulamalara karşı en önde sesini yükselten dinamik oldu. Kadınlar sadece kendi sorunları için değil, insanlığın önündeki temel sorunlara karşı da mücadele ettiler, seslerini yükselttiler. Kadınlar birlikte dayanışmada ve mücadelede oldular. Kadınlar bir kez daha gösterdiler ki her nerede olursa olsun muhalefetin ve muhalif güçlerin kadın hareketinden öğrenecek çok şeyi var. Kadınlar, makbul ve mağdur kadınlar olmayı kabul etmediler.
 
Sonuç itibarı ile diyebilirim ki mücadele hattını sistem dışında kurarak devrimci, dinamik bir iradeye dönüşen kadın hareketinin önümüzdeki dönemde direniş üretecek ve alternatif bir yaşam örecek kapasitesi vardır. Kadınlar dipten gelen dalgalar olarak örgütlenmeye devam edecekler. Her ne kadar saldırılar devam etse de bu direniş ahlakı kendi alternatif sistemini yaratacak ve mutlak kendi yolunu bulacaktır. Kadınlar erkek egemen sistemin en ağır krizlerinin yaşandığı, şiddetin, baskının, militarizmin karanlık atmosferi içinde susmayarak, giderek radikalleşen sistem karşıtı duruşu ile direniş üretti ve üretmeye devam edecek.