‘6284 ‘amasız fakatsız’ uygulanmalı’

  • 09:01 23 Haziran 2020
  • Güncel
MERSİN - Mersin Kadın Savunma Ağı üyesi kadınlar, kadın düşmanı söylemlerin yükseldiği dönemlerde kadına yönelik şiddetin de arttığını belirtirken, “Kadın mücadelesine ve dayanışmamıza güveniyoruz. Dayanışma ağlarını genişletmeli ve yaşamlarımıza kasteden erkek şiddetine karşı mücadeleyi büyütmeliyiz” vurgusu yaptı.
 
Pandemi sürecinde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de erkek şiddeti arttı. Haziran ayında sadece basında yer alan haberlere göre Çukurova bölgesinde bir kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi, bir kadın katledilmek istendi, bir çocuk ise cinsel istismara maruz bırakıldı. Bölgede şiddete karşı mücadele eden Mersin Kadın Savunma Ağı’ndan Çiğdem Serin ve Ceren İnan, şiddetin artmasının en önemli nedenlerinden birinin 6284 sayılı yasanın uygulanmaması olduğuna dikkat çekti.
 
‘Karakola ve hastanelere gidemediler’ 
 
Çiğdem Serin, 6284’ün ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmadığı, nafakaya yönelik saldırıların yaşandığı, ekonomik krizin, gericiliğin yükseldiği bir ortamda salgın sürecine girildiğine işaret etti. Kadınların eve kapanmak zorunda kaldığı bir süreçte nefes alamaz duruma geldiğini vurgulayan Çiğdem, “Şiddet gördükleri erkeklerle aynı eve kapanmış oldular. Kamusal alanda varlığını sürdürmeyen erkeklerin tek egemenlik alanı olan evlerde yaşanan erkeklik krizi, kadınlara cinsel, psikolojik, ekonomik, fiziksel şiddet olarak döndü. Kadınlar karakollara ya da ilgili birimlere ulaşamadı. Bulaşıcılık riskinden dolayı hastanelere gidip yaşadığı şiddeti belgeleyemedi. Pandemi bahane edilerek, kadınların can simidi olan 6284, HSK kararı ile sınırlandırıldı. Tüm bunların üzerine infaz yasası ile kadına ve çocuğa yönelik şiddet failleri hiçbir tedbir alınmadan evlerine gönderildi” dedi.
 
‘Kadınları, çocukları ve LGBTİ’leri hedef gösterdiler’
 
6284 sayılı yasanın “amasız, fakatsız” uygulanması gerektiğini belirten Çiğdem, şiddete karşı yapılması gerekenleri sıraladı: “Koruma tedbir kararları yerine getirilmelidir. Tehdit altında olan ve başvuru kanalları tıkalı olan kadınların ilgili mekanizmalara erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi uygulanmalıdır. Eşitsizliği derinleştiren, kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları hedef haline getiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Yerel yönetimler tarafından 24 saat çalışan çok dilli Alo Şiddet Hattı ve ilgili birimler oluşturulmalıdır. Sığınaklar kadınların, çocukların fiziksel ve psikolojik sağlığını, güvenliğini koruyacak şekilde dizayn edilmelidir.”
 
Şiddet karşısında kadınların örgütlenmesi gerektiğinin altını çizen Çiğdem, “Karşımızdaki sistemli saldırıdan tek başına çıkmamız mümkün değil. Bizleri bireysel olarak güçlendirecek şey de kolektif güçlenme, kolektif mücadele ve feminist özsavunmadır. Kadınlar bulundukları her yerde kadın dayanışma ağlarını oluşturmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadın cinayetlerinin üstü örtülüyor’
 
Koronavirüs salgını ile birlikte kadın katliamlarının bir kırıma dönüştüğünü söyleyen Ceren İnan, kadınların bedeni, emeği ve yaşamı üzerindeki tahakkümün iktidarlar açısından ne kadar hayati olduğunun pandemi sürecinde görülebildiğini kaydetti.
 
“Gericiliğin ön plana çıkarılıp ailenin kutsandığı, kadınların ‘makbul kadın’ sınırları içerisine sıkıştırılıp, kadın düşmanlığının yükselmesiyle doğru orantılı olarak da yaşamlarımıza yönelik saldırılar artıyor” diyen Ceren, cezasızlık ve suçun üstünün örtülmesi ile şiddetin büyüdüğünü dile getirdi. Ceren, “Asla umutsuzluğa kapılmıyoruz. Çünkü kadın mücadelesine ve dayanışmamıza güveniyoruz. Bugün birbirimize daha fazla ihtiyacımız var. Kadınların dayanışma ağlarını genişletmeli ve yaşamlarımıza kasteden erkek şiddetine karşı mücadeleyi büyütmeliyiz” diye konuştu.