Türkiye'de barış çabaları

  • 09:02 1 Eylül 2020
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
DİYARBAKIR -1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle, Kürt sorununun demokratik çözümü ve barış çabaları, devletin savaş politikalarına rağmen devam ediyor. 
 
Türkiye'de neredeyse bir asırdır devam eden Kürt sorunu hala çözümsüzlükle karşı karşıya. Kürt sorunundan kaynaklı PKK'nin ortaya çıkması ile birlikte, Kürtler hakları için aktif bir mücadele yürütüyor. Yarım asırdır yaşanan savaşta, 40 bin ile 100 bin arasında insan yaşamını yitirdi. 1999 ile 2004 yılları arasında PKK tek taraflı ateşkes ilan etti ancak çatışmalar daha sonra şiddetlenerek arttı. Şiddet, çatışma ve düşük yoğunluk savaştan kaynaklı hepimiz “barış” kelimesiyle erken tanıştık. Bir taraftan çatışmalar sürerken toplum ve sivil toplum kuruluşları ise çatışmaların sonlanmasını ve barış ortamının sağlanmasını talep etti. Zaman zaman çeşitli eylemler etkinlikler konferanslar düzenleyerek bu talepler yineleniyor. Barış talebi her yıl 1 Eylül Uluslararası Dünya Barış gününde hat safhaya çıkıyor.
 
Türkiye'de barış arayışı
 
Başta Ortadoğu olmak üzere dünyada savaş ve krizler ne yazık ki hala devam ediyor. Halklara dayatılan yıkım, göç ve acıya rağmen 1 Eylül nedeniyle barış talebinden vazgeçilmedi. PKK Lideri Abdullah Öcalan Kürt sorunun yarattığı çatışma ve krizin barış yollarıyla çözülmesi gerektiğini her fırsatta dile getirdi. Abdullah Öcalan 19 Mart 1993 tarihinde Bekaa'da bir basın toplantısı düzenleyerek, tek taraflı ateşkesi ilan etti. PKK’nin ilan ettiği tek taraflı ateşkes süreci daha bitmeden süreci destekleyen dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Ardından Bingöl’de terhis olmuş silahsız 33 askerin vurulmasıyla çözüme dair girişim sekteye uğradı.
 
Devam eden yıllarda savaşın şiddetlenmesi nedeniyle Abdullah Öcalan 11 Aralık 1995 yılında Kürt sorununun siyasal çözümünün önünü açabilmek için tek taraflı bir ateşkes daha ilan etti. 1996 yılında Kürtlere yönelik baskıların devam etmesiyle birlikte ve dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve ekibi Doğan Güreş’in döneminde 6 Mayıs 1996’da Abdullah Öcalan’a suikast girişimi gerçekleşmesi üzerine ateşkes sona erdirildi.
 
Tek taraflı ateşkes
 
Çözüme dair arayışlarına devam eden Abdullah Öcalan, 1998’in 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde üçüncü kez tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu süreçte uluslararası bir komplo ile Abdullah Öcalan Suriye’den çıkartılmasına rağmen ateşkes sonlandırılmadı.Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesinin ardından PKK tek taraflı ateşkesi bitirdiğini ilan etti.
 
İmralı’da barış çabaları
 
İmralı’da ağır tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan, barışa dair çaba ve söylemlerini burada da sürdürdü. Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2 Ağustos 1999’da PKK silahlı güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çekme kararı aldı ve 1999 yılının 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde de dördüncü kez tek taraflı ateşkes ilan etti. Ayrıca Abdullah Öcalan'ın talep ve çağrısı üzerine bir iyi niyet göstergesi olarak yirmi kişiden oluşan, bir grup dağdan diğer grup Avrupa’dan olmak üzere iki Barış Grubu Türkiye'ye geldi.
 
Abdullah Öcalan, 20 Ocak 2000'de "Barış Projesi", 4 Kasım 2000'de "Demokrasi ve Barış için Acil Eylem Planı", 19 Haziran 2001'de yeni bir savaşın gündemleşmemesi ve çözüm sürecinin gelişmesi için acil talepler bildirisi, 22 Kasım 2002'de "Acil Çözüm Bildirgesi" ve 2000'in başında ve 2002'nin sonunda olmak üzere iki defa Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve tüm siyasal partilere Kürt sorununun çözümü konusunda düşüncelerini ortaya koyan mektuplar gönderdi. 2004 yılına gelindiğinde Türkiye'de, Kürtler üzerindeki baskı zirveye ulaşmıştı ve ateşkes bir kez daha sona erdi. 
 
1 Eylül'de barış mesajı  
 
2004 1 Eylül Dünya Barış günü yaklaşırken Abdullah Öcalan 9 Ağustos'ta bir kez daha avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda kanın çözüm olmayacağının altını çizdi. Mesajında hem Recep Tayyip Erdoğan  hem de dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a hitaben “Sorunun çözümü diyalogdan geçer. Kan dökerek bir yere varılamaz. Öyle ABD'ye yalvarmakla, İran ve Suriye ile işbirliği yapmakla da PKK'yi imha edemezsiniz, sorunu da çözemezsiniz. PKK bu şekilde bitmez. Bu kadar insan kaybına yazık değil mi? Hiç mi kıymetleri yok? Bunlar ve olası ölümler için neden bizlerle diyaloga geçilmiyor? Bu kayıpların ve ölümlerin sorumlusu hükümet olacaktır” dedi.
 
Abdullah Öcalan, 1 Eylül tarihine her zaman özel önem verdi. Baykal ve Erdoğan’a yaptığı çağrıda da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün fırsat olduğunu söyleyerek, şunları eklemişti: “Yeter artık, bu kanı durdurabiliriz. PKK üzerinde ne kadar etkim olduğunu bilmiyorum ama beni dinleyeceklerini tahmin ediyorum. Devlet ile hükümetin samimi yaklaşımından sonra biz de üstümüze düşeni yaparız. Ateşkes çağrısı yaparım, çatışmalar durur. Sonrasında pratik adımlar atılır, güvenceler verilir. Bunun üzerine silahlı güçler Irak veya başka bir ülke parçasına çıkabilirler. Bizler de çözüm yoluna böylelikle gireriz. Son aşamada yasal güvence ile birlikte silahlar tamamen bırakılır. Demokratik diyalog olmalı. 1 Eylül bir fırsattır değerlendirilmelidir. Demokratik çözüm programı geliştirilebilir. Diyalog olmazsa çatışma derinleşir.”
 
Uzatılan barış eli
 
2 Kasım 2007’de de Abdullah Öcalan “tekrar barış elimi uzatıyorum” diyerek, kamuoyuna şu mesajları verdi: “Devlet benimle görüşmek mi istiyor? Kendi yetkilisini, temsilcisini gönderir, ‘Ey Apo sen ne istiyorsun?’ der. Ben de görüş ve şartlarımı belirtirim. O da kendi şartlarını, yapacaklarını belirtir, bir noktada uzlaşılır veya aksi olur. Asker görüşmek mi istiyor, bir yetkilisini gönderir, ‘Ey Apo sen ne istiyorsun?’ der. Bu konuda daha önce bir ilke kararı almıştım. Bunlar çok açık konuşulur, tartışılır, bunların dışında bir şey yapamam. Taleplerimiz konusunda da bir İspanya modeli, İrlanda modeli, İsviçre modeli, Fransa modeli, Belçika modeli, Amerika modeli üzerinde tartışılabilir. Ben her türlü çözüme hazırım. Sayın Erdoğan'dan da rica ediyorum; bir çıkış yolunu önersinler. Biz her türlü demokratik çözüme varız, tekrar barış elimi uzatıyorum.”
 
Barış gruplarının gelişi
 
2009-9 Ekim'de barış çağrılarına devam eden Abdullah Öcalan, ikinci kez barış gruplarının gelmesi önerisinde bulundu. Çağrı üzerine 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı'ndan 34 kişiden oluşan "Barış ve Demokratik Çözüm Grubu" Silopi'deki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptı. Halk tarafından coşkuyla karşılanan grup hakkında 2010 yılında davalar açıldı ve Abdullah Öcalan’ın bu çabası da verilen cezalar, yakalama kararlarıyla karşılaştı. 
 
'Silahsızlanma süreci başlayabilir'
 
Abdullah Öcalan, tüm bunlara rağmen de 8 Aralık 2010’da verdiği mesajda yine barışı dillendirdi. Abdullah Öcalan, "Parlamento barış kararı alır ve bu konuda hakikatleri araştırmanın, gerçekleri ortaya çıkarmanın peşine düşer. Hakikatleri araştırır, aydınlatmaya çalışır” diyerek barış çabalarını sürdürdü. 
 
Barış çabalarının karşılığı tecrit
 
Abdullah Öcalan 2011 yılında sık sık barışa dair açıklamalarda bulundu. Açıklamaları sonrasında avukatlarıyla haftalık yaptığı görüşmeler 26 Temmuz’dan itibaren yaptırılmadı. 2012 yılına gelindiğinde siyasi soykırım operasyonları artmış, PKK alan tutan eylemler gerçekleştirmişti. Tıkanan sürecin önünü açmak ve Kürt sorununun tek muhatabı olarak görülen Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle  PKK’li ve PJAK’lı tutsaklar 12 Eylül 2012 tarihinde dönüşümsüz süresiz başlattıkları açlık grevi 68 gün sürdü ve Öcalan’la yapılan görüşmeler sonrası sonlandırıldı.
Açlık grevlerinin sonlandırılması ardından başlayan müzakere sürecinde Abdullah Öcalan, Kandil ve hükümet yetkilileri arasında adına “çözüm süreci” ve “barış süreci” denilen dönemi başlattı. 3 Ocak 2013 tarihinde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili Ayla Akat Ata ve DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk İmralı’ya giderek, Abdullah Öcalan ile görüştü.
 
Milyonların barış talebi
 
Barış umudu 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır Newrozu’nda Abdullah Öcalan’ın tarihi mesajıyla Türkiye halklarına sunuldu. 2 Milyonun üzerinde kişinin katıldığı Newroz kutlamasında Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajın bir kısmı şöyleydi: “Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor. Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.” Milyonlar barışa olan özlemlerini dile getirmek için Newroz'a katılmıştı. Ve mesaj okunurken, milyonlarca insan sessizliğe bürünerek, tek ses barışı haykırıyordu.
 
'Savaş kırıcılığı yapmam'
 
9 Kasım 2013 tarihli görüşmede ise Abdullah Öcalan şuna dikkat çekmişti: “KCK’ye mektup yazacağım. Bana göre Nisan’ın sonunda bile geri çekilme durdurulmalıydı. Çünkü yasa yoktu. (…)Taktik ve stratejik olarak bir sürü eksikleri var. Öcalan sizin savaş çizginize de, AKP’nin barış çizgisine de teslim olmaz deyin. Nasıl ki barış kırıcılığı yapmazsam, savaş kırıcılığı da yapmam. Beşir Atalay’la bunu görüşün.”
 
Mutabakat gerçekleşti
 
Görüşmelerin sonucunda barışçıl ve demokratik çözüme dair en üst aşama olarak kabul gören 10 maddelik 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nı Abdullah Öcalan hazırladı. 
 
 2015 yılının Şubat ayında içerisinde İmralı'da iki ayrı önemli görüşme gerçekleşti. Her iki görüşmede de, 28 Şubat'ta gerçekleşecek olan tarihi açıklamanın konseptinin içeriğine ve sonrasında atılacak adımlara ilişkin uzun tartışmalar yürütüldü. Tartışmalarda devlet heyeti de yer almıştı.
Abdullah Öcalan, "Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum" diyerek, sürecin önemine dikkat çekmişti. 
 
Savaş başladı
 
22 Mart 2015 tarihinde, Ukrayna dönüşü uçakta gazetecilere Dolmabahçe Mutabakatı’na karşı açıklamalarda bulunan dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “İzleme heyetine karşıyım... Bir metin okunmadı, iki metin okundu. Onların okuduğu metin ile Yalçın Bey'in (Akdoğan) okuduğu metin birbirinden tamamen ayrı. Ben oradaki toplantıyı da doğru bulmuyorum. Başbakan Yardımcısı'yla, şu an parlamento içinde olan bir grubun yan yana o resmi vermesini şahsen doğru bulmuyorum" dedi.
 
Abdullah Öcalan, 5 Nisan 2015’de yapılan İmralı’daki görüşmede, barış arayışını sürdürerek, müzakerelere geçiş için İzleme Kurulu'nun kurulmasının şart olduğunu belirtti ve bir dahaki ziyarette İzleme Kurulu olmadan gelinmemesini istedi. 
 
 5 Nisan'daki görüşmeden sonra İmralı Heyeti'nin bir daha adaya gitmesine izin verilmedi ve İmralı’da tecrit ağırlaştırılmış haliyle devreye konuldu.
Dolmabahçe Mutabakatı'nın reddedilmesi ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP'nin iktidarını kaybetmesi ardından savaş süreci başladı.
 
Barış için Kadın Girişimi
 
Abdullah Öcalan'ın barış çabalarına devlet yetkililerince karşılık bulmasa da, toplumun birçok kesiminde karşılık buldu. Barış için Kadın Girişimi, 1990'lı yıllardan itibaren farklı zamanlarda kadın barış grupları olarak bir araya gelen kadınlar tarafından, erkek egemenliğine ve savaşa karşı sürdürülen mücadelenin sonucu olarak 2009 yılının Mayıs ayında kuruldu. Barış koşullarının da, barışın da ancak “kadın sözünün” etkin olmasıyla mümkün olabileceğine inanan kadınların oluşturduğu Girişim, kadınların dışlandığı politikalarla kadınların dışlandığı yönetimlerce alınan kararlar sonucunda kadınların eğitimine, sağlığına, güven içinde yaşamasına, kendini geliştirmesine, yeryüzünün korunmasına ayrılacak payların savaşa, askeri operasyonlara, ölüme, bombaya, mayına harcanmasına itiraz ediyor ve buna karşı mücadele yürütüyor. İmralı ile Mutabakat süresince kadınlar aktif rol alarak barış temalı çeşitli eylemler ve seminerler düzenledi.
 
1 Eylül'de Barış Anneleri Meclisi kuruldu
 
Çocukları çatışmalarda yitiren kadınlar PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin ardından barış çağrılarına karşılık Barış Anneleri İnisiyatifi, Meclis olarak bir araya geldi. 1 Eylül 2000'de oluşturulan inisiyatif, barış için çalmadık kapı bırakmamıştı. Kimi zaman çaldıkları kapılar açıldı, kimi zaman açılmadı, kimi zaman da yüzlerine kapatıldı. Ancak onlar, hiçbir zaman barış mücadelesinden vazgeçmediler. 
 
Türkiye'de 30 yıldır devam eden savaşta çocuklarını kaybeden Kürt ve Türk anneleri, Barış Anneleri İnisiyatifi bünyesinde barış seslerini yükseltmek için bir araya geldi. İlk ses getiren eylemeleri, 2000 yılında KDP Başkanı Mesut Barzani ile YNK Genel Sekreteri Celal Talabani ile görüşmek oldu. Anneler, bu görüşmede barışı temsil eden beyaz tülbentleri Talabani ve Barzani'ye verdi. 2000 yılında yapılan ilk ses getiren bu eylemlerinden sonra Barış Anneleri, 2004 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nin başlattığı sınır ötesi operasyonlara karşı oluşturulan "canlı kalkan" grubu ile Hakkari'de bulunan Kato Dağı'na gitti. Barış Anneleri, Kato Dağı'ndan döndükten sonra 3 anne gözaltına alınarak 3 ay cezaevinde kaldı. Aynı yıl çalışmalarına aralıksız devam eden anneler, 2004'de Ankara'ya giderek, EMEP, ÖDP ve DEHAP başkanlarıyla görüştü. AKP'den de Dengir Mir Mehmet Fırat'la görüşen annelerin, randevu talebine CHP’den ise ret cevabı geldi.
 
Karşılık verilmedi
 
Aralık 2004 yılında Van, Hakkari, Siirt, Batman, Diyarbakır, İstanbul, Urfa'dan gelen 70 Barış Annesi, Genelkurmay Başkanlığı'yla görüşmek için randevu talep etti. Barış Anneleri'nin barış için yapmak istedikleri bu görüşmeye Milli Güvenlik Kurulu'nun toplantısı olduğu gerekçesiyle ret cevabı verildi. Barış için çaldıkları kapılar yüzlerine açılmadığı için taleplerini kendi elleriyle yanlarına getirdikleri beyaz karanfilleri, beyaz tülbentleri ve barış taleplerini içeren CD'yi bina içerisindeki bir yetkiliye teslim ederek eylemlerine son verdi. 2004 yılında Genelkurmay Başkanlığı'nı görüşme taleplerine ret etmesinin ardından anneler görüşme taleplerini 2005 yılında da yineledi. Ama bu randevu talebi de cevapsız kaldı. 
 
1 Eylül'de birçok ilde dernekl kurdular
 
Barış Anneleri yaşadıkları bütün zorluklara rağmen farklı kesim ve kurumlara görüşme taleplerini sürdürdüler. 2006 yılında Amerika, İran, Irak ve İngiltere gibi ülkelerin İstanbul Konsoloslukları ile görüştü. 2006 yılında Diyarbakır Koşuyolu Parkı'nda zincirli eylem gerçekleştirdiler ve eylem sonrası 30 Barış Annesi gözaltına alındı. 2009 yılına kadar Barış Anneleri İnisiyatifi olarak faaliyet yürüten anneler 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde başta İstanbul'da olmak üzere Diyarbakır, Siirt, Van, Hakkari, İzmir ve Batman gibi illerde dernekler kurarak çalışmalarına devam ettiler.
 
Üçüncü defa Ankara görüşme taleplerini ret etti
 
2010'da Başbakan ve diğer devlet yetkilileri ile görüşmek için 3’üncü defa Ankara'ya giden annelere yetkililer yine cevap vermedi. Yanıt verilmemesini protesto eden Barış Anneleri, 2 gün boyunca Abdi İpekçi Parkı'nda kurdukları çadırda cevap bekledi. Üçüncü defa cevapsız kalan anneler, BDP Meclis Grup toplantısına katılarak memleketlerine geri döndü. 2011'de yine Ankara'ya giden anneler İran'ın operasyonlarını kınamak amacıyla İran Konsolosluğu'na kadar yürüyüş gerçekleştirdiler.
 
Barış için akademisyenler
 
Çözüm sürecinin sona ermesi ile birlikte 2015-16'da Sokağa sokağa çıkma yasaklarının ve şiddetin hat safhaya ulaştı. 11 Ocak 2016'da 1128 akademisyenin imzasıyla "Bu Suça Ortak Olmayacağız" bildirisi yayımlandı. Takip eden hafta içerisinde imzacı akademisyenlere destek olmak amacıyla gelen yeni imzalarla birlikte bildirinin nihai imzacı sayısı 2212'ye ulaştı. Aralarında Esra Mungan, Ahmet İnsen, Nazan Üstündağ, Noam Chomsky, Davit Harvey, Etienne Balibar, Judith Butler ve İmanuel Wallersten'ninyer aldığı akademisyenler "bir an önce çözüm" çağrısı yapan bildiri Kürtçe ve Türkçe olmak üzere iki dilde hazırlandı. Bildiri yayımlandıktan sonra hükümet başta olmak üzere siyasi otoritelerin ve anaakım medyanın saldırılarına maruz kaldı. İmzacı akademisyenlerin birçoğu hakkında adli soruşturma başlatılarak işlerine son verildi ve üç imzacı akademisyen tutuklandı. Daha sonradan çok sayıda imzacı, 15 Temmuz darbe sonrası tasfiyelerine dahil edilerek akademisyenler ihraç edildi. Barış İçin Akademisyenler inisiyatifi, 2016 yılında Aachen Barış Ödülüne layık görüldü.