Kadınlar mahkemelerde değil sosyal medyada hak arıyor

  • 09:02 27 Eylül 2020
  • Güncel
Gülistan Azak
 
İSTANBUL - Sistematik şiddete maruz bırakan erkekten verdiği mücadele ile boşanan ancak tehdit edilmeye devam edilen S.Ç., bu durumda İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ve cezasızlık politikalarının neden olduğuna dikkat çekerek, mahkemelerin değil sosyal medyanın bir hak arama yerine döndüğünü vurguladı.
 
Son yıllarda yükselen kadın dayanışması ve verilen ortak mücadele kadınlara güç vermeye devam ediyor. Evli olduğu erkek, baba, kardeş, sevgili gibi en yakınları tarafından her türlü şiddete, tecavüze, sömürüye maruz kalan kadınlar gördükleri dayanışma karşısında seslerini yükselterek hayatlarıyla ilgili cesur kararlar alıyor. Hayatına dair önemli karar alan kadınlardan biri olan S.Ç. kendisini sistematik şiddete maruz bırakan evli olduğu N.Ç.’den büyük bir mücadele ile boşandı. S.Ç., maruz kaldığı şiddeti ve bu süreçte yaşadıklarını anlattı.
 
‘Ceza yok’
 
Sistematik şiddet sonucu boşanma kararı aldığını söyleyen S., boşanma davasını açtığından bu yana N.Ç. tarafından kendisinin ve ailesinin ölümle tehdit edildiğini söyledi. N.Ç.’nin tehditlerini kendi sosyal medya hesaplarından da alenen paylaştığını belirten S., yaşadıklarına ilişkin yaptığı şikayetleri davaya dönüştüğünü ancak henüz bir karara bağlanmadığını ifade etti. N.Ç.’nin takılan elektronik kelepçeyi daha önce çıkardığını ve sadece 4 gün hapis cezası söyleyen S.’nin endişesi devam ediyor. Cezasızlık politikasının erkeğe cesaret verdiğini söyleyen S., “N., cezasızlığın farkında olduğu paylaşımlarda dahi bulunuyor. ‘Evet tehdit ediyorum. Benim yaptığımın cezası basit’ diyor. Benim tehditlerine dair o kadar şikayetim var ki, buna dair bir cezalandırmayla karşılaşmadığı için tehditlerine devam edebiliyor. Sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarına dahi bir ceza verilmedi” dedi. 
 
‘Adalet sosyal medyada’
 
Kadınlara cezasızlığa karşı tek seçenek olarak sosyal medya kaldığına dikkat çeken S., kadınların adalet salonlarından ise sosyal medyada hak istemelerinin ülke hukuku için bir utanç olması gerektiğini kaydetti. S., “Ne kadar sesimizi çıkarırsak kadın katliamlarının önüne geçilmesinde o denli etkili olunur, bu doğru. Ama ben haber niteliği taşıması gereken sosyal medya hesaplarının bir adalet arayışı olarak kullanılmasını yazık ki çok üzülerek takip ediyorum. Ancak şahısların cezasız kalması da kadınlara ve sosyal medyaya başka bir şans tanımıyor. Günün sonunda da gerçekten ne kadar paylaşım yaparsak o denli adalet sağlanıyor. Yöntem bu olmamalı. Adalet gereğini yapmalı ki, buna gerek duyulmasın. Umuyorum ki, sosyal medyada adalet aranmadan insanların yaptıklarının sonuçlarını yaşadığı ve karşılığını gördüğü bir sistem olur” sözlerini kullandı. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi uygulanırsa şiddetin önü kesilir’
 
İstanbul Sözleşmesi tartışmalarını son derece gereksiz bulduğunu söyleyen S., “Çünkü sözleşme o kadar kapsamlı ki, sadece şiddet ile alakalı değil. İçeriğinde kadını şiddetten korumanın yöntemleriyle birlikte buna neden olan tüm eşitsizliklerin son bulması amaçlanıyor. İçinde bulunduğumuz şu kısacık üç ay içerisinde dahi o kadar çok katledilen ve ağır şiddete maruz kalan kadın var. Hiçbir şekilde bunlarla ilgili bir sonuç, bir ilerleme yok. Evet ben sözlü ve psikolojik şiddete maruz kalıyorum. Bu şiddetlerin yaptırımı olması gerekiyor. Haberleri veya sosyal medyayı açıp okumak istemiyorum. İçeriği kadın katliamlarıyla, şiddetle dolu çünkü. İstanbul Sözleşmesi uygulanırsa şiddete  yeltenmeye çalışanlar cezasızlıkla karşılaşacak ve böylece şiddetin önü kesilmiş olacak” diye belirtti.
 
‘Bir şiddetin yalnızca fiziksel olması gerekmiyor’
 
“Bir şiddetin yalnızca fiziksel olması gerekmiyor. Bana ilk sorulan şey ‘sana vurdu mu?’ oldu. Ben bu soruya karşılık ‘bana vurması gerekmiyor. Hakaret etmesi, bağırması, özgürlüğümü kısıtlamaya çalışması da bir şiddettir’ cevabını veriyorum.  Çünkü küçük bir şiddet büyüyerek çok daha kötü sonuçlara neden olabiliyor” diyen S., kadınlara, “Ben ekonomik özgürlüğü olan bir kadınım. Bunun önemini çok daha iyi anladım. Her kadının mutlaka ekonomik özgürlüğü olmalı ki, kendi ayakları üzerinde sağlam durabilsin, kendi hayatları hakkında ciddi kararlar alabilsin. Eğer biz kadınlar bunu yapabilirsek, başaramayacağımız hiçbir şey olamaz” diyerek öneride bulundu.