Gazeteci Gulan Botan: Serêkaniyê’den direnişin sesi yükseliyordu

  • 09:03 8 Ekim 2020
  • Güncel
QAMIŞLO - Türkiye’nin 9 Ekim’deki saldırılarını yerinde takip ederek, halkın direnişini kamuoyuna duyuran ve örtülmek istenen hakikati açığa çıkaran gazeteci Gulan Botan, “Direniş şarkılarının sesi Türk devleti ve çetelerinin tank ve top seslerine karşı Serêkaniyê göklerinde yankılanıyordu” dedi. 
 
Türkiye’nin 9 Ekim 2019’da Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarını dünyaya duyurmada kuşkusuz özgür basın büyük bir rol oynadı. Sıcak savaş ortamında halkın direnişini an be an dünyaya duyuran basın çalışanları, devraldıkları geleneğin sürdürücüsü olarak üstü örtülmeye çalışılan hakikati yansıtma ve açığa çıkarma görevi üstlendi. Gazeteci Gulan Botan, meslektaşları Ersin Çaksu ve Yekineyên Parastina Jin (YPJ) basınında yer alan Ruken Cemal ile birlikte o günlerde Serêkaniyê direnişini yerinde takip etti.
 
Gulan, direnişi ve tanıklıklarını ajansımıza anlattı.
 
‘Serêkaniyê halkının sesini dünyaya duyurduk’
 
Gulan, bölgede yaşanan hakikati dünyaya duyurduklarını belirterek konuşmasına başladı. Türkiye’nin Suriye Milli Ordusu (SMO) ile birlikte yürüttüğü saldırıları kamuoyuna kendi çıkarları temelinde yansıttığını söyleyen Gulan, “Fakat bizler gazeteciler olarak yaşanan hakikatin gözü olduk. Bizler Türk devletinin halkların mozaiği olarak bilinen Serêkaniyê’ye dönük saldırılarını dünyaya duyurduk. Bizler elimizdeki az tekniğe rağmen halkın ve savaşçıların işgalciliğe karşı olan direnişini dünyaya tanıttık” dedi.  
 
‘Hakikatin üstüne örtülen siyasi perdeyi kaldık’
 
Devletlerin saldırıların üstüne örtmek istediği siyasi perdeyi kaldırdıklarını ifade eden Gulan, binlerce yıldır kendi toprakları üzerinde yaşayan, çocuklarını burada büyüten halkın Türkiye’nin top atışları, hava saldırıları ve kurşunlarının hedefi olduğunun altını çizdi. Gulan, Türkiye ve ona bağlı grupların uluslararası anlaşmaları ayaklar altına aldığını kaydederek, “Filmlerde halkların savaş uçakları ve gelişmiş tekniğe karşı direnişini gördüğümüzde şaşırıp kalıyorduk ve bunun gerçek mi olduğunu düşünüyorduk. Fakat bizler Serêkaniyê direnişinde bunu gördük ve şahit olduk. Savaş uçaklarına karşı halk ve savaşçılar direniyor ve varlık savaşı veriyordu” ifadelerini kullandı.
 
‘Gelişmiş tekniğe karşı yürek ve akıl mücadelesi bir oldu’
 
Gelişmiş tekniğe ve işgalciliğe karşı akıl ve yürek mücadelesinin bir olduğunu söyleyen Gulan, şöyle devam etti: “Anneler sokaklarını, varlıklarını ve tarihlerini evlerinde kalarak, top atışı ve uçaklara karşı koruyordu. Serêkaniyê’de çocuklar bile direniyor ve oyunlarına şahit olan, gülüş ve çığlıklarını attıkları sokaklarını bırakmak istemiyordu. Ellerinde bastonları olan yaşlı insanlar da Serêkaniyê sokaklarında gezerek şunu diyordu: ‘Türk devleti ne yaparsa yapsın, bizler varlığımız ve tarihimizi yansıtan bu şehirden çıkmayacağız.’ Gelişmiş silah ve kimyasallara karşı anneler ve savaşçıların direnişi büyüktü. Cephede direnerek şehit olan savaşçıları, yoldaşları cenazelerini alıyor ve onların yerini dolduruyorlardı. Savaşçlar, anneler, HPC-JIN ve HPC üyeleri direnişin tek bir yerde bile durmasına izin vermedi. Hepsi savaş bölgelerine akıyordu. Yoldaşlarının cenazesini kaldıran ve elbiseleri kan içinde kalan savaşçılar direniyor, yatıyor ve kalkıyorlardı. Şöyle bir mesaj veriliyordu: ‘Evet bizler savaş uçaklarını düşüremiyoruz ve top atışlarını durduramıyoruz fakat ne olursa olsun canımızı da veririz ama topraklarımızı bırakmayız.’ Serêkaniyê’yi işgal etmek öyle kolay olmadı. Çok büyük bedeller ödendi.”
 
‘Tank ve topların seslerine karşı anneler ve savaşçıların şarkı sesleri yükseliyordu’
 
Anneler ve savaşçıların heyecanlarına da dikkat çeken Gulan, “Direniş şarkılarının sesi Türk devleti ve çetelerinin tank ve top seslerine karşı Serêkaniyê göklerinde yankılanıyordu. Savaşçılar güler yüzleriyle birbirleriyle çay içtiklerinde tank ve topların onların olduğunu sanırdık. Serêkaniyê direnişinde iradenin büyümesi öne çıkıyordu” diye ekledi.
 
‘O görüntüler gözümün önünden gitmiyor’
 
13 Ekim günü Serêkaniyê’ye canlı kalkan olarak giden sivil konvoya dönük saldırıya da şahit olan Gulan, üzerinde etki eden bir olayı şu sözlerle anlattı: “Uluslararası kurum ve kuruluşların, savaşçılara destek vermek için gelen sivil konvoylara dönük saldırılara sessizliği beni çok etkiledi. Anneler ve canlı kalkanlar direniş şarkıları ve sloganlarla savaşçılarına doğru geldikleri sırada cenazeleri kanlar içinde kaldı. O görüntü hiçbir zaman gözümün önünden gitmiyor ve zihnimde canlılığını koruyor. Aralarında bir kısmı ağır yaralandı ve uzuvlarının bir kısmı parçalananların başarıyı işaret eden zafer işareti hep havadaydı.”
   
Savaş cephesinden anılar…
 
Gulan, yaralananlardan bir genç kadına ilişkin anısını da şöyle dile getirdi: “Birden baktım ki bir genç kadın yaralanmış ve ağlıyor. Ben de ona doğru gittim. Bu sırada bir baktım birkaç savaşçı ve HPC üyeleri gülüyor. Ben de neden güldüklerini sordum. Dönüp bana ‘Onu alandan uzaklaştırdığımız için ağlıyor’ dediler. Silahını sıkı sıkıya tutmuş ve ‘Beni Serêkaniyê’den çıkaramazsınız’ diyordu. Onun ağlaması kendine ve tarihine sahip çıkmasının nişanesiydi. İki gün sonra baktık ki başka bir cephede yerini almış. Yaralarını attığı sloganlar ile iyileştiriyor ve böyle savaşıyordu.” 
 
“Kobanê’nin kalbi Serêkaniyê’de atıyordu” diyen Gulan, saldırıların dördüncü gününde yaşlı birinin elinde silahıyla sokağını koruduğuna şahitlik ettiğini dile getirdi. Gulan, “O sırada ona sordum nereli olduğunu. Kobanêliymiş. Yaşının büyük olduğunu ve savaş alanında ne yaptığını sordum. Çocuğuyla birlikte toprağı korumaya geldiğini söyleyerek şöyle dedi: ‘Ha Serêkaniyê ha Kobanê ha Girê Spî ve Qamişlo, bizler biriz.’Yine cephede bir anne savaşçılara ‘ben sizden daha gencim benden feyz alın ki beraber savaşabilelim’ demişti. Yine cephede Fayiz adlı bir savaşçı vardı. Yüzündeki gülüşü ve heyecanı beni de etkiliyordu. Onun mutluluğunu kayda almak ve tarihe not bırakmak istiyordum. Fakat 10 dakika sonra gelen sivil konvoya yapılan saldırıda o da şehit düştü" dedi. 
 
‘Çektiğimiz görüntüler kamuoyunda etki yarattı’
 
Gulan, şahit oldukları ve çektikleri görüntülerin kamuoyunun vicdanında etki yarattığını hatırlatarak, halkın yaşadığı hakikati, özsavunmalarını gözler önüne serdiklerini belirtti. Ellerinde az imkan olduğunu ve cephedeki durumu yansıtmakta eksik kaldıklarını söyleyen Gulan, “Onur Direnişi’nde her an bir destan ve efsaneydi. Silahlı İnsansız Hava Araçları’nın (SİHA) varlığı bile savaşçıları durduramıyordu” diye ekledi. 
 
‘Hakikat gizli kalmıyor’ 
 
Türkiye’nin gazetecileri hedef almasındaki temel amacın hakikati karartmak olduğunu savunan Gulan, “Türkiye’nin sivil ve gazetecileri hedef almasındaki asıl sebep yaptığı barbarlığı kamuoyundan gizlemek. Ama şunu çok iyi bilmelidir ki Kuzey ve Doğu Suriye halklarına yaptığı barbarlık saklı kalmayacak.  Hakikatin kameraları kendi yeniden yaratıyor ve Ş.Seed Ehmed, Mihemed Reşo ve Dilovan Gever’in anılarını daha da büyütüyor” dedi.