Gazeteci Pınar Gayıp: Halk haber alma hakkına sahip çıkmalı

  • 09:04 17 Ekim 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İSTANBUL - Gazetecilerin gerçekleri haberleştirdiği ve devletin suçlarını ifşa ettikleri için hedef gösterildiğini dile getiren gazeteci Pınar Gayıp, “Bu bedelleri bilerek yola çıktık. Halkın da gerçeğin haberleştirilme hakkını savunup bizimle hareket etmesi gerekiyor” dedi.
 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'na (SGDF) yönelik başlattığı soruşturma kapsamında Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabiri Pınar Gayıp da gözaltına alınmış ve 9 Ekim günü adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştı. Gazetecilerin halka gerçekleri ilettiği ve devletin suçlarını ifşa ettikleri için bedeller ödediğini dile getiren Pınar, sadece tanınan gazetecilerin değil hakkında hiç yazı yazılmamış gazetecilerin, gazetecilik mesleğinin sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti. Halka harekete geçme çağrısında bulunan Pınar, halkın haber alma hakkına sahip çıkması gerektiğinin altını çizdi.
 
Gazetecilik kriminalize edilmek istendi
 
Yaklaşık 7 yıldır ETHA’da çalışan Pınar bir çok defa gözaltına alındı. Her gözaltına alındığında bilgisayar, fotoğraf makinesi ve telefonuna el konulan Pınar, temel amacın haber yaptırmamaya dönük bir girişim olduğunu belirtti.  Gece yarısı evinin kapısı kırılarak gözaltına alınan Pınar yaşadıklarını şu sözlerle özetledi; “ “Zaten direkt kafamıza silahların dayanması yere yatırmaları kalkanlarla üzerimize gelmeleri bir oldu. 3 gün süren hukuksuz gözaltı süresi ve ev baskınından adli kontrol ve yurtdışı yasağı ile çıkarılmamıza kadar bir dizi hukuksuzluk var ve gazeteciyim kaçma ihtimalim yok buna rağmen yurtdışı yasağı verdiler. En önemlisi ev baskınına gelerek komşuların camlarının yumruklanması ya da kapının kırılması gazeteciliğin kriminalize edilmek istenmesi aynı zamanda da etrafa suçlu olarak gösterme çabası var. Bu da başlı başına bir hukuksuzluk.” 
 
‘Polis gazetecilik yaptığımı belgelemiş’
 
Gazi Mahallesinde bir cenaze töreni ve 12 Mart Gazi Ayaklanmasının anma etkinliklerini takip etmesinin bir suç unsuru olarak değerlendirildiğini belirten Pınar, dosyada delil olarak boynunda fotoğraf makinesi, elinde not defteri ile kitleden uzakta alanı gözlemlerken çekilen bir fotoğrafın yer aldığını söyledi. Fotoğrafın aslında gazeteciliğinin belgesi olduğunu dile getiren Pınar, “Haber takibine gittiğim iki gündem de polis tarafından engellenmeyen eylemlerdi. Olsa polise mukavemet olarak işlerlerdi. Gözaltı kararı çıkarmak için zorlamışlar belli ki” şeklinde konuştu.
 
Devletin suçlarını haberleştirdiğimiz için hedefiz
 
Van’da 4 gazetecinin tutuklanmasına da değinen Pınar, bu tutuklamaların arkasında devletin kendi suçlarının üzerini örtme çabası olduğunu ifade etti. Gazetecilerin devletin bu suçlarını ifşa ettiği için hedef gösterildiğini dile getiren Pınar polisin saldırdığı her eylemde gözaltıların çok büyük oranla ters kelepçe, darp gibi işkencelerle gerçekleştiğini bunları belgeleyen basının da şiddete maruz kaldığı örneğini verdi. Pınar “Bunu belgelerken biz de darp ediliyoruz veya alandan uzaklaştırılmaya çalışılıyoruz. Telefonlarımızı fotoğraf makinelerimizi elimizden alıyorlar. Çünkü onlara göre onların tarafında değilsin onların suçlarını belgelediğin için onların gözünde sen de düşmansın. Dünyanın her noktasında bizlere dayatılan ya egemenlerin istediklerini haberleştireceğiz onların verdikleriyle ‘iyi’ bir yaşam süreceğiz ya da gerçekleri yazıp halkı haberdar edeceğiz. Biz özgür basın geleneğini sürdürme iddiasında bulunan gazeteciler gerçekleri halka ulaştırdığımız için bu durumdayız” şeklinde belirtti.
 
‘Devletin ya da iktidarın gazetecisi diye bir şey yoktur’
 
Van’da iki yurttaşların önce işkence edilip ardından helikopterle atılması olayını açığa çıkaran muhabirlerin bedel ödeyeceklerini bilerek gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini gösterdiklerini ifade eden Pınar, buna karşılık bazı gazetecilerin kanıt olmasına rağmen olayı hala iddia boyutuyla verdiğini hatırlattı. Bu haberle bu işkence yönteminin 90’lı yıllarda kalmadığını, devam ettiğinin açığa çıktığını belirten Pınar, “Ölümle tehdit kaçırma gözaltında kayıplar ayyuka çıktı. Bunları haberleştirmezsek kim söyleyecek? Devletin ya da iktidarın gazetecisi diye bir şey yoktur. Gazetecinin görevi gerçekleri haberleştirmek, halka ulaştırmaktır” diye vurguladı.
 
‘Dayanışma belli gazetecilerle sınırlı kalmamalı’
 
Dersim’de kaybedilen Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’nun basına konuşmaması, gözaltında işkenceye maruz bırakılan HDP PM ve Gençlik Meclisi üyesi Büşra Kuyun’nun Mezopotamya Ajansına konuşmaması yönünde tehdit edildiklerini bunun nedeninin de gerçekleri yazan belli adreslerin olduğunu ifade eden Pınar, “Bizim cesur davranmamız gerekiyor öte yandan da zulme uğrayanların da her şeye rağmen dile getirip söylemesi gerekiyor. Bugünün koşullarında dayanışma dediğimiz şey ‘gazetecilik suç değildir’den çıkan ‘filanca gazeteci yalnız değildir’ denen noktaya geldi. Kalemlerimiz birbirimize emanet diyoruz. Bu dayanışma sadece arkadaşlarımızın arasında olacak bir dayanışma da değil. Halkın da bizimle birlikte hareket etmesi gerekiyor. Halkın da bize bildiklerini iletmesi gerekiyor” sözlerine yer verdi.  
 
‘Halk da haber alma özgürlüğünü savunmalı’
 
Son güncellenen listeye göre cezaevlerinde 89 gazetecinin bulunduğunu, dayanışmanın sahada olan tüm gazeteciler için sergilenmesi gerektiğini dile getiren Pınar, harekete geçilmesi çağrısında bulunarak “Adı bilinmeyen hakkında bir twit dahi atılmayan, açıklama yapılmayan ve bundan imtina edilen arkadaşlarımız var. Bunu herkes için yapmak gerekiyor. Ancak o zaman bu dayanışmanın hakkını vermiş oluruz. ‘Gazetecilik suç değil’in de ötesinde bir hale getirmek gerekiyor. Ancak bu şekilde hareket edersek özgür basın olma iddiasını yerine getirebiliriz. Bu bedelleri bilerek yola çıktık. Halkın da gerçeğin haberleştirilme hakkını savunup bizimle hareket etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.