Kadınlardan 'Herkes anadilini konuşabilmeli' mesajı

  • 09:08 7 Nisan 2021
  • Güncel
Melike Aydın
 
İZMİR - Kadınlar, Kürtçe’nin resmi dil ve eğitim dili olarak kabul edilmesi ile ilgili muhatapların yine Kürt halkı ve onun temsilcileri olduğunu söyledi. 
 
Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere birçok dil yasal bir statüye kavuşturulmuş değil. Lozan Antlaşması’nın 27. maddesi dayanak olarak gösterilen uygulamalara göre azınlık olarak nitelenen Rum, Ermeni ve Yahudi halkının devlet denetimi şartıyla okul açmasına izin veriliyor. Azınlıklar dışında diğer halkların ana dilini yaşatmak için ise eğitim kurumu açma hakkı ise engelleniyor. Kürtçe’nin asimile olmaması ve unutulmaması için Kürtçe Dil Hareketi’nin düzenlediği kampanyalardan sonuncusu Change.org’da “Kürtçe eğitim dili ve ana dil olsun” talebiyle düzenlenen imza kampanyası. 
 
Kürt dili üzerindeki baskıları ve dilin önemini kadınlara sorduk. 
 
‘Kürtçe isimler neden garipseniyor?
 
Ana dillerin özgür olmadığını, Kürtçe konuşanların dışlandığını ifade eden ev işçisi Handan Yıldız çocukların eğitim dili Kürtçe olmadığı için ana dillerini unuttuğunu söyledi. Anadilde eğitimin gerekli olduğunu ancak engellendiğini kaydeden Handan, “Buna herkesin tepki göstermesi gerekir. Bu bir insan hakkıdır. Ben gerçekten izlerken gözlerim doluyor. Şahit oldum iki kişi Kürtçe konuştuğu için otobüste dışlandı. Herkes kendi dilini rahatça konuşabilirken Kürtler neden konuşamıyor? Kürtlerin ses çıkarması gerekiyor. Sadece Kürtlerin değil herkesin desteklemesi gerekiyor. Çünkü bu insan hakkıdır. Üç çocuğum var üçünün adı da Kürtçe. Kendi dilimi asla unutmadım. Daha önce Kürtçe isim konamıyordu. Yine konulmuyor. Tuhaf isimler varken neden Delal garip geliyor?” şeklinde ifade etti.
 
‘Herkes anadilini konuşabilmeli’
 
Kadifekale’de oturan ev işçisi Ayşe Kara da “Ben Bayburtluyum. Herkesin kendi dili kendine onların dili de onlara. Bunda yanlış bir şey yok. Herkes nasıl kendi dilini konuşuyorsa onlar da konuşabilmeli. Ben Türküm Türk dilini konuşacağım, keşke ben de başka diller konuşabilseydim ama öğrenemedik” şeklinde ifade etti.
 
‘Devlet dairelerinde kendimi ifade edemiyorum’
 
Mardin’den özyönetim direnişleri sırasında evleri yıkıldığı için İzmir’e göç etmek zorunda bırakılan Naciye Yıldırım ise Türkçe bilmiyor. Temel ihtiyaçlarını giderebildiği kadar Türkçeyi İzmir’e gelince öğrendiğini belirten Naciye, torunlarının ise şehirde büyüdüğü ve okula gittikleri için Kürtçeyi konuşmadıklarını dile getirdi. Naciye, “Anneni babanı unutur musun hiç? Dilimizi unutmayız. Çocuklar öğrensin istiyoruz ama öğrenemiyorlar. Biz Kürtçe konuşsak hemen terörist deniyor. Kendi dilini konuşmak neden teröristlik olsun? Okullarda Kürtçe ders verilmesi kime zarar verir? Devlet dairelerinde her şey Türkçe. Biz kendimizi orada da ifade edemiyoruz” dedi.
 
‘Çocuklar ana dillerini öğrenmeli’
 
Çocuklarına sadece Kürtçe öğrettiğini ancak dışarda Türkçe öğrendiğini belirten ev işçisi Raife Ay, “Anadil önemli. Herkes dilini konuşabilmeli önce çocuklar ana dilini öğrenmeli. Nasıl okullarda İngilizce öğrenilebiliyorsa Kürtçe de öğretilebilir” diye konuştu
 
‘Kürt halkının sorunları Kürtlere sorulmadan çözülemez’
 
Türkçe dışındaki diller üzerinde baskı olduğunu ve 1990’lı yıllardan bu yana elde dilen kazanımların mücadelenin sonucu olduğunu ifade eden Havva isimli kadın ise  “90’lardan sonra AB’ye girmeye çalıştı ve bu dönemde açılımlar oldu. Bence bir rahatlama oldu ama şimdi tersine dönüyor. Devlet azınlıklara hak verince kontrolü kaybedeceğini düşünüyor. Dil hakkı vermekle kontrolün kaybolacağını düşünmüyorum. Bu bir insan hakkı. Ya da herhangi bir müzik programında her dilden söylenebilirken Kürtçe söylenemiyor. Neden KADES uygulamasında Kürtçe yok?” diye sordu. Havva son olarak yabancılara tanınan hakların Kürtlere sağlanmadığını, Kürtlerle ilgili sorunların Kürt halkı ve temsilcileri ile görüşülmeden çözülemeyeceğini vurguladı.
 
‘Kürtçe eğitim olmadığı sürece yapılan çabalar yarım kalır’
 
Bir dilin var olabilmesi ve kelime dağarcığı oluşturabilmesi için o dilin eğitim dili olması gerektiğini kaydeden Kürt Araştırmaları Derneği’nden Aysel Tabak eğitimle dilin evlere de gireceğini sözlerine ekledi. Kürtçe konuşulması için yapılan teşviklerin eğitim dili olmadığı sürece yarım kalacağını belirten Aysel, “Birden fazla resmi dilin olduğu örnekler var. 7 senelik Kızıl Kürdistan’ı saymazsak Sovyetlerde Kürtlerin kendine ait bir devleti olmasa da kültürel hakları olduğu, dillerini geliştirecek destekler de alabildiği için bu dönem içinde çok önemli bir edebiyat birikimi literatür oluşmuş. Türkiye’de ise yasak olduğu için cumhuriyet kurulduğundan bu yana neredeyse 70 yıllık bir süreçte yok denecek kadar bir edebi birikim var” sözlerine yer verdi.
 
‘Devlet Kürtçe üreten kurumlara saldırdı’
 
Ape Musa’ların mücadeleleri ile 1990’lı yıllarda yayınlanan gazete ve dergilerle sanatın da geliştiğini ancak elde edilen kazanımların yeterli olmadığının altını çizen Aynur, “Büyük bir asimilasyon var. Batman’da okuma grupları, Med-Der, enstitüler, dil üzerine çalışan kurumlar var ama yeterli değil. OHAL geldikten sonra başta dil üzerine çalışan kurumlar kapatıldı. Diyarbakır’da Tiyatro, Cigerxwin Kültür Merkezi, enstitüler kapandı. Bu her şeyi bitirmedi ama önemli oranda sekteye uğrattı. Maddi manevi emekler veriliyor. Bu kurumların tekrardan faaliyete geçmesi zaman istiyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘Toplum üzerinde dil baskısı var’
 
Dil üzerinden toplumun da baskıya maruz kaldığını, kadınların şiddete uğradıklarında aradıkları KADEM uygulamasında Kürtçenin bulunmaması üzerinden değerlendiren Aysel şunları dile getirdi: “Kurulan birkaç tabela, trafik işaretleri ve kurumların isimlerine el konuldu, değiştirildi. Bilinçli yapılıyor. Bir kültürün halkın varlığı için birinci koşulun dil olduğu çok iyi biliniyor. Hastanede derdini anlatamayanlar var. Karakolda Kürtçe konuştuğu için ifadesi alınmayan Fatma Altınmakas meselesi çarpıcı örnek.” 
 
Kürtçeyi teşvik eden kampanyalar devam ediyor
 
Zaman içinde çeşitli kampanyaların yapıldığı gibi Change.org üzerinden Kürtçe’nin ana dil olması için düzenlenen imza kampanyasının devam ettiğini dile getiren Aysel, kampanya için bütün kurumların aktif şekilde birlikte çalışabilmesi gerektiğini belirtti. Aysel, “Dernek olarak kurumlarda çalışanların Kürtçe konuşma için kampanya düzenledik. Bir şekilde kurumlarımız halkla iletişim halinde. Eğer bunlar kendi çalışmalarında aktif olarak ana dilini kullanırsa bunun yayılabileceğini halka ulaşabileceğini düşünüyorum” diye devam etti.
 
‘Kürtlerin kendi kültürünü tanıması gerekiyor’
 
Kürtlerin kötü ve kültürsüz gösterilmesine dönük bir siyasetin ve toplum mühendisliğinin süregeldiğini ifade eden Aysel, “ Kürtleri düşman olarak gören kişilere kendimizi anlatmak gibi derdimiz yok. Bağımsız bir devletimiz yok ama derin bir kültürümüz var. Bir halk dili ve kültürü ile vardır. Bizim zengin bir edebiyat kültürümüz var bu kadar baskıya rağmen. Bunu görebilmek için de farkında olmak gerekiyor. Görevimiz bunu halkın görebilmesini sağlamak. Kürtçe okumayı yaygınlaştırabilmek önemli” diye belirtti.
 
‘Devletin Kürtçe açılımı sembolik’
 
TRT Şeş, ortaöğretim seviyesinde seçmeli Kürtçe derslerin varlığı veya üniversitelerde yer alan bazı Kürtçe bölümler ile Kürtlere dil hakkının verildiği anlamına gelmediğinin altını çizen Aysel, “Kurulan Kürdoloji bölümlerinde nitelikli insanlar kalmadı. Okullarda öğretmen atanmıyor ve seçilmemesi için öğrencilere baskı kuruluyor. Halka seçenek sunulmuyor. Halkta birtakım kaygılar dilin önüne geçiyor. ‘Çocuğum Türkçe öğrenmezse okulda zorluk yaşayacaktır.’ Oysa bir çocuk ne kadar dil bilirse o kadar başarılı olacaktır. Hele ki ana dilini konuşması artı olacaktır” dedi. 
 
Aysel son olarak basının da Kürtçeyi etkin ve yeterli düzeyde kullanması gerekliliği üzerinde durdu.