Etik estetik ve toplumsal dönüşümdeki rolü

  • 09:07 19 Mart 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
 
“İnsan yaşamına hakim kılınan maddiyatçı, tüketici, gösterici ve sanal tarzlar aşılmadan, bu yönlü bir kültür devrimi, bir sosyal devrim gerçekleşmeden ve yeni etik, estetik değerler oluşmadan yaşamın özgürleşmesi pek mümkün olamamaktadır.”
 
Zilar Bilmez
 
Umut kadın devrimindedir. Çünkü kadın devrimi etik estetik değerleri yeniden yaratma devrimidir. Ancak mevcut kadının da kendisini aşması gerekiyor. Tahrip olmuş yanlarını aşması, deyim yerindeyse kendini yeniden yaratması gerekiyor. Kadının öncelikle “ben benim” demesi gerekiyor. Kim olduğunu ne olduğunu bilmesi gerekiyor. Kendini tanıması gerekiyor. Sonra da kimseye ait olmadığını, kendi kendisine ait olduğunu, kendi kendisini yönettiğini, kendi kararlarını kendisinin verdiğini ilan etmesi gerekiyor. Yani özgür iradesini beyan etmesi, özgür davranması gerekiyor. Özüne yabancılaşmış kadınlıkla işe girişenler, yeni egemenlik tarzları üretmeye gebe olurlar. Bu anlamıyla kadının öncelikle kendi kişiliğinde çok ciddi değişim ve dönüşümler gerçekleştirmeye ihtiyacı var. Onu yaşatan ve yürüten değerleri birer birer sorgulayacak. Kadının tarihte yitirdiği kültürel değerlerini yeniden açığa çıkaracak ve yeni değerler yaratacak. İyiyi kötüyü, güzeli çirkini, sevgiyi aşkı ve nefreti yeniden tanımlayacak. Sevginin ve aşkın öğreteni ve yeniden yaratanı olacak. Maddi hayat sınırlarına, bedensel ve güdüsel sınırlara mahkum edilmiş aşk anlayışında, insana yaraşır ciddi değişim ve dönüşümler yaratacak. 
 
Etik ve estetik üretkenliğe yansıyınca topluma yayılır
 
Kadının kendi şahsında yaşayacağı bu yönlü değişim ve yenilenmelerin topluma çok ciddi yansımaları olacaktır. Kadının kendi şahsında ortaya çıkardığı yenilenme ve gelişme, topluma günlük olarak yansıyınca, toplumdaki devinimi de hızlandırıyor ve en temelde ahlaki değerlerimizde, etik ve estetik dünyamızda gözle görülür bir gelişmeyi ortaya çıkarıyor. Kültürel, sanatsal, edebi üretkenliğe yansıması yoğunluk kazanınca, değişim ve yenilenme toplumun tüm kesimlerine ve katmanlarına yayılmış oluyor.
 
Etik, estetik sihirli değnek gibidir
 
İnsandaki coşku heyecan ve moral düzeyini, etik ve estetik alanındaki yeni gelişmeler belirler. Bu anlamıyla etik-estetik sihirli değnek gibidir. Bu sihirli değneği güçlendirmek, güçlü tutmak, devrimsel gelişmenin ruhsal gücünü belirler. Ruhsal gücü gelişkin olan devrimlerin ise sorun çözme gücü yüksek olur. Yaşamı özgür kılmak, yepyeni etik ve estetik değerler yaratmayla mümkün olur ancak. İnsan yaşamına hakim kılınan maddiyatçı, tüketici, gösterici ve sanal tarzlar aşılmadan, bu yönlü bir kültür devrimi, bir sosyal devrim gerçekleşmeden ve yeni etik, estetik değerler oluşmadan yaşamın özgürleşmesi pek mümkün olamamaktadır. Etik ve estetiğin bu konuda yapıcı, dönüştürücü ve iyileştirici özelliği vardır. Bu bakımdan toplumsal dönüşümde etik ve estetiğin üstleneceği rol belirleyicidir.
 
İyileştirici, demokratikleştirici ve özgürleştirici güç olarak etik-estetik
 
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız şiddet dolu, yıkıcı, çürütücü aklı geriletmek, ancak yıktığı toplumsal ahlak ve politikayı öncelikle yerli yerine koymakla mümkündür. Daha doğrusu, ancak buradan başlanabilir. Erkek akıl olarak tanımladığımız salt analitik aklın yıkıcılığı, çürütücülüğü ve ulaştığı boyutlar, Ortadoğu coğrafyasında yürütülen üçüncü dünya savaşının günlük soykırım bilançosu olarak gözler önündedir. Yine aynı yıkıcı ve çürütücü erkek aklının günlük vazgeçilmez faaliyeti olarak, sokakta bulunan katledilmiş kadın cesetleri, taciz ve tecavüz sonucu intihara sürüklenmiş cansız kadın bedenleri, uğradığı bedensel vahşetin depremini her bakımdan ruhunda yaşayıp içe kapanmış, dünyaya küsmüş solgun kadın portrelerinde oldukça somut yaşanmaktadır. Dünyayı yaşanan bu vahşetten kurtarmanın tek yolu, toplumun etik ve estetik değerlerine yeniden kavuşmasını sağlamaktan geçmektedir. Toplumun öz doğasında günümüz dünyasına damgasını vuran ahlaksızlık, vicdansızlık ve kültürsüzlük olmamıştır hiçbir zaman. Çünkü toplumsal doğa yaşamdan kopuk değildir. Yaşamla iç içedir. Toplumsal doğa “jîn” özlüdür. Dişildir. Doğurgan ve üretkendir. Öldürücü değil, yaşatıcıdır. Tek düze değil, zenginliğe ve çeşitliliğe dayanır. Tahakküm yoktur. Savaş ve şiddet kodlarıyla değil, barış ve kardeşlik bilinciyle yaşamı geliştirir ve bu temelde kavramlaştırır, kurumlaştırır. Toplumsal zenginliği ve çeşitliliği, dostluk ve demokrasi kültürü içinde karşılar. Toplumsal doğa anti-kapitalisttir, anti-milliyetçi, anticinsiyetçidir. 
 
Radikal Demokrasi örgütlü demokratik toplumdur
 
İnançlar, kültürler, etnisiteler birbirini dışlayan birbiriyle düşmanlaşan unsurlar olarak var olmaz. Tersine, toplumsal demokrasinin olmazsa olmaz zenginlikleri olarak görülür. Saygı ve sevgiyi sürekli büyütür. Nefret, kin, öfke duyguları varsa da çok göreceli değildir. Yani komünal olarak tanımlanmış ortak bir “kötüye” yönelir. Örneğin kapitalist olana, ezene, sömürene, şiddet kullanana, tecavüz edene, öldürene yönelir. Yönelim tarzı ise etik ve estetik dünyaya çekme temelinde olur. Bu yönlü değişim dönüşümü dayatma temelinde olur. Yabancılaştığı öz doğasını yeniden kazanmak, bir bilinç işi olduğu kadar elbet bir örgütlenme işidir de. Hem ahlaklı ve politik düşünür ama hem de bunun kurumlaşmalarını geliştirir. Burada Radikal Demokrasi girer devreye. Radikal Demokrasiden anlaşılması gereken örgütlü demokratik toplumdur. Eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelinde örgütlenmiş bir toplumdur. Bir bedenin kılcal damarları gibi tüm toplum birbiriyle konfederal bir bağ içerisinde ilişkilenir.
 
Doğal veya insan eliyle yapılsın, estetik uygulanan sanat insanlaştırıcıdır
 
Toplumsal değerlerini yani etiğini bu demokratik konfederal bağ içinde yaratır. Yaratılan yeni etik, toplumsal yaşamın mizah anlayışından tutalım da bilim ve felsefe tarzına kadar, politikasına, sanat ve edebiyatına kadar her şeye siner. Yeni toplumun düşünce ve duygu kodlarından, maddi yaşamın görsel yüzüne kadar kendisini yenilik olarak yansıtır. Demokratik toplum yitirmekle yüz yüze kaldığı doğasını yeniden yakalamaya çalışırken, yaşamın estetik yanını da ihmal etmemelidir. Çünkü ister doğal ister insan eli veya aklıyla yapılsın, estetik kapsamındaki sanat ve edebiyatın her biçimi insanlaştırıcıdır, iyileştiricidir, ufuk ve tahammül kazandırıcıdır. Kötü, çirkin alışkanlık ve huyları alıp götürür. Çıkarcılığın yerini vicdan, kâr hırsının yerini adalet, egemenliğin yerini sevgi ve eşitlik, intikamın yerini barışçılık, düşmanlığın yerini kardeşlik ve dostluk alır. Bu geniş anlamsal bütünlüğü içinde yaşamı etik ve estetik kılmak, insanı kendi doğasına yakınlaştırdığı, kendi doğasıyla buluşturduğu için hem demokratikleştirici hem de özgürleştiricidir. Dolayısıyla yaşamı etik ve estetik kılmak, etik ve estetik ilke ve ölçüler temelinde düşünen ve duyumsayan insanlara dönüşmek, demokratik toplumun gelişmesi için temel şarttır. Demokratik ve özgür bireyler olmadan, demokratik ve özgür bir toplum da gelişemez ve dolayısıyla çağa da damgasını vuramaz. Bunun için kadınlar olarak, her birimizin kendinden başlaması, kendi değişim ve dönüşümünü gerçekleştirmekten yani kişilik devrimini geliştirmekten başlaması gerekmektedir. Çünkü erkeklerin demokratik çağa ve onun demokratik toplumuna şans tanımak gibi bir derdi ve niyeti görünmüyor. Dolayısıyla yaşamı, toplumu ve dünyayı etik ve estetik kılmanın direksiyonu biz kadınlarda. Bu yüzdendir ki, özlemini çektiğimiz güzel ve yaşanılır bir dünya için kadınlar olarak yüzümüzü durmadan mücadele saflarına, mekanlarına, meydan ve sokaklarına veriyoruz.