Sonu olmayan özlemler

  • 09:01 8 Ağustos 2019
  • Kadının Kaleminden
"Sen benim bitmeyen özgürlük yollarımın yoldaşı oldun. Ben seninle o sonsuzluğu ve bitmezliği sevdim. Senden sonra ben yazın ortasında bile üşüyorum"
 
Binevş Sarya
 
Her insanın yüreğinde kabuk bağlamayan yaralar vardır. Benim yüreğimde de 5 yıldır kanayan yaram Deniz’e olan özlemimdir.  Sen uzun kış gecelerinde bir annenin çocuğuna sarıldığı gibi sarıldın bana. Sen benim bitmeyen özgürlük yollarımın yoldaşı oldun. Ben seninle o sonsuzluğu ve bitmezliği sevdim. Senden sonra ben yazın ortasında bile üşüyorum.  Benle sen özgürlük yolunda yürürken biz yaşamın sonsuzluğundan ve mükemmelliğinden bahsederdik. Yorulmak nedir bilmedik yürürdük senle sonsuzluğun en derinliklerine. Sen artık benim en uzun ve hiç bitmeyen yolumsun… 
 
Senden sonra sonu olmayan yollara hiç girmedim ve kimseyle de yolculuğun sonsuzluğunu yapmadım. Ben çok istedim bir gün birileri ile yürüdüğümüz yollarda yürüyüp senin çocukça yüreğinden bahsedeyim. Ama yapamadım o cesareti ve gücü kendimde bulup seninle yürüdüğümüz yollarda yürüyemedim bir daha. Biliyorum senin yollara, dağlara ve sonsuzluğa olan sevdanı biliyorum. Senden sonra çocukluğumuzun olduğu yere baktım ben. Cinet köyüne gittim Şekif ve karker dağlarının arasında olan köye. Ben orada çocukluğumuzu gördüm. Sen ben ve Sarya’nın birlikte oynadığımız yün ile oynama oyununu hatırladım sonra oturdum ve kaybolmuş bir yolun yolcusu oldum. Ben kaç dağda çocukluğumuzu aradım ama en sonunda buldum ama oralar eskisi gibi değildi. Her şey değişmişti. Bazı yerler doğa affetlerden kaynaklı bazı yerler de Türk devleti tarafından helikopterle vurulmuş ve ciddi zararlar görmüştü.  
 
Zaten bende çok değişmiştim ben artık büyümüştüm. Ama yanımda ne sen ne de Sarya vardı. Ben tek başıma elma ve ceviz ağaçlarını geziyordum. Ama ben ne elma ne de ceviz toplayıp yiyemedim. Ne güzeldi değil mi biz bu ağaçların gölgesinde elma, ceviz toplar ve her gün yeni bir yaşamın oyununu oynar ve Binevş’e olan özlemimizi birbirimize anlatırdık. Ben orada bir süre oturdum. Gözümde yokluğunuz ve özleminiz yaş olup aktı. Ama biliyordum ağlamak çözüm değildi gözyaşı ile giden artık hiç gelmeyecekti. Ama olsun yine de annesinin arkasında ağlayan bir çocuk ve annesi bekleyen bir çocuk gibi bekleyeyim bende. Bende bu gözyaşı ile umut ettim ki çocukluğumuzdaki günlere geri dönelim, ama sonra fark ettim ki giden artık gelmiyormuş… 
 
Ne zaman taşa, dağa senin yüreğinden bahsetmeye kalkışsam ya da yazmaya kalkışsam gözyaşı bırakmıyor senin tarifsiz güzelliğini anlatayım. Senden sonra her geceyi ağlayarak seni özleyerek ve yokluğunu hatırlatarak sabahlıyorum. Ben her bir taşa seni bir daha görmek istediğimi yazdım senin özlemlerinde ve hasretinde yaşıyorum.  Ne kadar da güzeldi seninle mükemmelliğin yollarında yürümek. Her bir görüşümüzde sen benim uzun saçlarımı tarardın, örerdin ve bana saçlarını kesme diye tembihlerdin. Senin o narin parmakların benim saçlarımın içinde dans ederdi. Ben o ellerde anneyi, kardeşi ve yoldaşlığı hissederdim. Sen bana sarıldığın zaman ben acıyı, üzüntüyü ve yaralarımı unuturdum ve senin her sarılışında ben yarasız, acısız bir çocuk olurdum. Ne zaman uykudan uyansam binlerce kez diyorum; keşke Deniz yanımda olsaydı ve Sezen Aksu’nun küçüğüm şarkısını bir kez daha birlikte dinleseydik. Biliyorum yüreğim çok iyi biliyorum ki keşkeler sonuçsuzdur. Ama ne yapayım çoğu kez insan keşkelerle yaşar. Ben eskiden hiç keşkelerim yok diyordum. Ama senin gidişinden sonra keşkelere sığındım ve keşkelerle yaşıyorum.  Her bir adımımda keşke Deniz burada olsaydı diyorum. 
 
Ne zaman bir haber yazsam ya da bir konu üzerine bir yazı kaleme alsam diyorum ki; eğer Deniz şimdi burada olsaydı acaba bu haberimi nasıl yorumlardı. Birçok defa yazı yazdığımda sen bana diyordun yazılarında edebi dili fazlaca kullanman lazımdı. Bunun için de edebi kitaplar okuman lazım. Ben de her seferinde çabalardım daha güzel ve daha iyi yazmak için. Senin kızmaman ve sıkıntı yapmaman için ben yaşamın her alanında iyiye ve güzel olana ulaşabilmek için çabalardım. 
 
Sen benim yaşamımda öğretmen, anne, kardeş ve yoldaş oldun. 1999 yılında Dola Kok da birbirimizi gördüğümüzde birbirimizi tanımamıştık ikimizde büyümüştük. Arkadaş selamından sonra biz daha sonra birbirimizi tanıdık ve Sarya’ya olan özlem ve acı ile birbirimize sarıldık. Orada senin sarılışın bana cennetten bir kapı olmuş ve yeniden doğmuştum. Her ne kadar ikimizde de  Sarya ve Binevş’in yarası büyük olsa da benim  orada seni görmem  yeni yaşamın sözü ve kararlılığı oldu. 
 
Şimdi siz üçünüzün gidişinden sonra her gün yüreğim de kan akar. Ama benim mücadeleye ve mücadele arkadaşlarıma sözüm var, bizler hayallerimizi hep birlikte kuracağız ve yaşayacağız. Denizim biliyorum seni bir kez daha görmeyeceğim ve sana bir kez daha sarılamayacağım o umut dolu gözlerinden öpmeyeceğim. Ama yüreğim ben şunu çok iyi biliyorum ki bizler senin kalemini, kameranı ve senin özgür bir ülke hayalini yerde bırakmayacağız. Ben ve bütün arkadaşların senin mücadelene bağlıyız. Bu hayaller Nujiyanlarla, Dilşanlarla, Saryalarla ve Rizgarlarla olacaktır. Bizim çocuklarım da bütün dünya çocukları gibi kendi topraklarında güvenli yaşayacaklar ve çocukluk hayallerini gerçekleştirecekler. Bizim kalemlerimiz ve kameralarımız bu ülkenin güzel yürekli çocuklarına şahitlik edecektir.