‘Erkekliği aşmak ‘dövmüyorum, demokratım’ demekle olmuyor’

  • 09:03 11 Ağustos 2019
  • Okumadan Geçme!
Beritan Canözer
 
DİYARBAKIR – “Değişim ve Özgürlük için Sen de Ayağa Kalk” şiarı ile devam eden kampanya kapsamında “Erkeğin değişimi ve dönüşümü” ve “Erkeği öldürmek” başlıklarıyla verilen eğitimlere ilişkin konuşan TJA aktivisti Figen Aras, “Eşini dövmüyorsa, biraz demokratsa, çocuk bakıyorsa, biraz ev işi yapmakla erkekliği aşmış varsayılıyor” gibi genel bir algının olduğunu  söyledi. 
 
Tevgera Jinên Azad’ın (TJA) “Değişim ve Özgürlük için Sen de Ayağa Kalk” şiarı ile 19 Temmuz’da başlattığı kampanya kapsamında “Erkeğin değişimi ve dönüşümü”, “Erkeği öldürmek” başlıkları ile erkeklerle toplantılar ve eğitimler düzenlemeye başlandı. Biz de TJA aktivisti Figen Aras’a  “Erkeğin değişim ve dönüşümü mümkün müdür? Erkeği öldürmek nedir?” sorularını yönelttik. 
 
‘Ev işi yapması, çocuk bakması dönüşüm değildir’
 
“Değişim ve Özgürlük için Sen de Ayağa Kalk” kampanyasında ilk aşamada erkeği değiştirme ve dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten Figen, amaçlarının bütün erkeklere ulaşarak, erkeklik kimliğini, erkeklik rollerini, erkeklik yaklaşımlarını tartışmak ve farkına varmalarını sağlamak olduğunu dile getirdi. Figen, toplumda “eşini dövmüyorsa, biraz demokratsa, çocuk bakıyorsa, biraz ev işi yapmakla erkekliği aşmış varsayılıyor” gibi genel bir algının olduğundan söz ederek, böyle bir algının doğru olmadığını söyledi. Figen  şöyle devam etti: “5 bin yıllık bir erkek zihniyetinden bahsediyoruz. Bu yüzden erkekliğin zihniyet olarak ilk ne zaman ortaya çıktığını, tarihsel durumunu erkeklerle tartışmamız gerekiyor. Binlerce yıl bu zihniyet kadını bastırmış, kendini kadından üstün görmüş, kadını köle gibi görmüş. Bu zihniyetin kendisi kadın gerçekliğini, kadın hakikatini alt üst etme ve bununla birlikte bu egemen uygarlığı hayata geçirmek içindir.”
 
‘Erkeklik, efendi ile köle ilişkisinin karşılığıdır’
 
Kadın kimliğinin ve kültürünün asla iktidarla uzlaşmadığının altını çizen Figen, kadınların yalana, talana, tecavüze, savaşa asla onay vermediğini vurguladı. Figen şunları dile getirdi: “Dolayısıyla da kadın kültürü karşısında zihniyet olarak erkek kimliğinin açığa çıkması tam da devletçi uygarlıkların gelişmesiyle birlikte oluşmuştur. Bir egemen uygarlığın kendini sürdürebilmesi ve meşrulaştırabilmesi için kamusal alan dediğimiz, dışarıdaki yaşamda köleleştirdiği erkeği, bir de kadın üzerinden egemen kılarak aslında gerçek egemenliği unutturmayı hedeflemektedir. Bugün erkeklik dediğimiz şey efendi ile köle ilişkisinin bir karşılığıdır. Efendi olan erkektir, köle olan kadındır. Tıpkı insanın doğaya yaklaşımı gibi erkeğin de kadına yaklaşımı ‘benimsin, benim malımsın, ben ne istersem onu yapacaksın, sen benden yaratılmışsan bana tabii olacaksın’ mantığıdır. Bu nedenle erkeklerin önce bunun farkına varmasını sağlamak istiyoruz.” 
 
‘Biyolojik olarak erkek olmakta sorun yok’
 
“Erkeğe biçilen roller nelerdir?” ve  “Bu rolleri nasıl hayata geçiriyoruz?” gibi sorularla erkeklerin kime hizmet ettiğini sorgulaması gerektiğini vurgulayan Figen, “Yani kısaca bu kampanya ile beraber farkındalık yaratma, farkına varma ilk hedefimiz. ‘Ben erkekliği ne kadar yaşıyorum, erkeklikle mücadele etmeye hazır mıyım?’ diye sormalılar. Ardından ise farkına varmayla birlikte sorgulamaya geçilecek. Yani, ‘ben sistemin bana verdiği bu erkeklik rollerini kabul ediyor muyum? Kabul etmiyorsam ne kadar mücadele ediyorum? Mücadele etmiyorsam neden mücadele etmiyorum’ diye sormalılar. İşte bu temelde çok yaygın, yanlış anlaşılan bazı teorileri de tartışmamız gerekiyor. Bizim açımızdan biyolojik olarak erkek olmakta sorun yok. Elbette ki insanlar ya dişi ya da eril olarak dünyaya gelirler ama bütün mesele biyolojik olarak dünyaya gelen erkek çocuğu üzerinden bir egemen zihniyeti şekillendirmek” diye belirtti. 
 
Erkeği düşman kılmak, erkeği karşıya almak, hiçbir şekilde yaşamda ortaklaşmamak gibi bir yaklaşımlarının olmayacağını söyleyen Figen devamında şunları kaydetti: “Birlikte yaşayacaksak, birlikte mücadele edeceksek, birlikte yemek yiyeceksek, birlikte okuyacaksak benim özgür bir iradem olduğunu, özgür kadın kimliğini taşıdığımı kabul etmek zorundasın. Şunu da kabul etmek zorundasın: Sen erkek egemen kimliğinle bana tahakküm kuramazsın, sen bununla zaten sistemi yürütüyorsun. O yüzden ‘ben evde ev işine yardım ediyorum, çocuğumun altını temizliyorum, eşimi dövmüyorum zaten, eşim istediği yere gidebiliyor’ gibi yaklaşımlar aslında tam da kurnaz erkek tipi yaklaşımlardır.”
 
‘Erkekliği zihinde öldürmekten bahsediyoruz’
 
Zihniyette değişim ve dönüşümden bahsettiklerini yineleyen Figen, erkekliğin zihniyette aşılmasından söz ettiklerini vurguladı. Figen, “Yani bir kadına anne, evlat, iş, sevgili olarak değil, bir kadına yoldaş olarak, arkadaş olarak yaklaşmaktan bahsediyoruz. Bütün erkeklerin kadın kimliğine, kadın kültürüne saygı duymasını hem kendini sorgulamasını hem de özgün kadın örgütlenmesi mücadelesini dikkatle takip edip, saygı duymasını bu kampanya aracılığı ile dile getirip, bunun mekanizmalarını da oluşturmaya çalışacağız” diye belirtti. 
 
Kampanya kapsamında “erkekliği öldürmek” gibi bir söylemde de bulunacaklarını kaydeden Figen, “Aslında bazı kesimleri çok korkutan bir söylemdir. Gerçekten ‘fiziki olarak mı erkekleri öldüreceğiz’ gibi bir algı oluşuyor ve espriler de yapılıyor. Bahsettiğimiz şey sistemin, toplumun erkek bedenine uyguladığı rolleri, kalıpları aşması için o bireyin içinde beslediği erkeklik, egemenlik duygularını kırması, bu rolleri reddetmesi ve ‘ben kadınla yoldaş olacağım’ demesidir” diye vurguladı.
 
Erkekler neden kıskanır?
 
Figen, erkeği öldürmenin sanıldığından zor olduğunu dile getirerek, “Erkeği öldürmek, erkeğin ‘sistemin bana dayattığı kaba, saba erkeklik kimliğini kabul etmiyorum, kadına hükmeden erkek kimliğini reddediyorum, kadınla eşit ve beraber yaşamak için mücadele ediyorum’ diyebilmesidir. Bir erkeğin bunları söylemesi toplumda dalga konusu da olabiliyor. Mesele evde iş yapan, temizlik yapan erkeğe ‘kadın gibi’, ‘kılıbık’ deniliyor. Çünkü sistem kadının aslında düşünebildiğini ama kötü düşünebileceğini söylüyor. Erkek egemen sistem, kadının doğayla düşündüğünü, savaşsız düşündüğünü, eşit düşündüğünü biliyor. Dolayısıyla erkeği de sürekli tahrik ediyor bu konuda. Dolayısıyla erkeği öldürmek, ‘ona ad koymayacağım, kadınla yoldaş olacağım’ diyebilmektir. Mesela biz bu kampanyada kıskançlık duygusunu da çok tartışacağız. Her erkeğin içinden neden kıskançlık duygusu geçer? Çünkü sahiplenme var” şeklinde konuştu. 
 
‘İçindeki erkekliği kırmak isteyen erkek arkadaşlar da oldu’
 
Erkeklik sistemini aşmak ve aslında özgür eş yaşam sistemini kurabilmenin kolay olmayacağını belirten Figen, “Neden kolay olmayacak? Çünkü binlerce yıllık bir birikim var, binlerce yıllık öğretilmiş şeyler var, bu öğretilmişlikler üzerinden ‘kadın lanetlidir, kadın duygusaldır, kadınla yola çıkılmaz, kadın yalnızca anne ve eş olmalıdır, kadın erkekten yaratılmıştır, kadın özgür bırakılırsa nereye gideceği belli olmaz’ gibi ‘bilgiler’ öğretilmiş. Binlerce yıldır öğretilen bu bilgiler, üstüne üstlük bir bebek doğduğu günden itibaren ona uygulanan politikalar ile birlikte muazzam zihniyet kalıpları gelişmiştir. Ancak şunu çok iyi biliyoruz, tarihte de son 40 yıllık mücadelede de kendi içindeki erkekliği kırmak isteyen, bunun mücadelesini veren birçok erkek arkadaş da olmuştur” ifadelerini kullandı. 
 
‘Sayın Öcalan’ın kadın hakikatine dönük muazzam külliyatı vardır’
 
“Bir kadınla 1 erkeğin ilişkisi asla tek başına bir ilişki değildir. Birçok toplumsal sorun da oradan çıkar ama birçok güzel şey de oradan çıkar” diyen Figen şunları ekledi: “Tarih boyunca binlerce örnekle de karşılaştık. Gerçekten kadına yoldaş olan, kadın özgürlüğünü esas alan birçok öncüyle karşılaştık, tanıştık. Kaldı ki Sayın Öcalan’ın da kadın özgürlüğüne, kadın iradesine, kadın hakikatine dönük muazzam bir külliyatı vardır. Örneğin o diyor ki, ‘kadının özgürlüğü olmadan toplum da özgür olamaz.’ Toplum dediğimiz şey de kadınlardan, erkeklerden, çocuklardan, yaşlılardan oluşur. Bütün sorunlar da buradan çıktığı için yolumuzun çok zorlu bir yol olduğunu ama kırk yılın birikimi, binlerce yıllık kadın mücadelesinin deneyiminden dolayı mutlak suretle önce bir zihniyet aydınlanması, bununla birlikte kurumsallaşma, bununla birlikte mücadelemizi yükseltmek ve eşitliği sağlama, erkekliği öldürmek gibi bir iddiamız bulunmakta.”