Tacizin ve cinsiyetçiliğin arttığı üniversitelerde öğrenciler neler yaşıyor?

  • 09:03 26 Mayıs 2020
  • Okumadan Geçme!
Habibe Eren
 
ANKARA - Üniversitelerde tacizin ve cinsiyetçiliğin arttığını belirten kadınlar, cinsel taciz birimlerinin işletilmediğini ve tacizcilerin rektörlük ve YÖK işbirliği ile aklanmaya çalıştığını vurguladı. Güvenli alan istediklerinde ise daha fazla kamera, polis ve ÖGB ile karşılaştıklarını ve denetim altına alınmaya çalışıldıklarını kaydeden kadınlar, örgütlü mücadele ile bu durumu açığa çıkardıklarını kaydetti.
 
Her alanda artış gösteren cinsel taciz ve cinsiyetçilik üniversitelerde de yükselişe geçti. Her geçen gün bir üniversitenin, dekanı, öğretim görevlisi, güvenlik amiri ya da üniversitenin idari personelinden öğrencilere yönelik taciz haberleri geliyor. Geçen sene Ankara Üniversitesi (AÜ) Veterinerlik Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Hasan Bilgili’nin bir kadını tecavüze maruz bıraktığı, ardından üniversitede çok sayıda kadına taciz ettiği ama bir yaptırım uygulanmadığı açığa çıkmıştı. Gazi Üniversitesi (GÜ) Fen Fakültesi Dekanı’nın cinsiyetçi söylemleri ve kadınlara yönelik tacizi online eğitim kapsamında gerçekleştirilen video konferansta kameralara yansımıştı. Özellikle gericiliğin, ataerkilliğin ve tacizin arttığı üniversitelerde kadın öğrenciler cinsel taciz birimlerinin işletilmediğini belirterek tacizcilerin korunduğuna dikkat çekiyor.
 
‘Flört şiddeti ve psikolojik şiddet oldukça yaygın’
 
AÜ Hukuk Fakültesi öğrencisi Nisan Çıra, üniversite içerisinde akademik, idari personel ve öğrenciler arasında erkek şiddetinin çeşitli biçimlerinin oldukça yaygın olduğunu belirterek, “Bu durum doğrudan fiziksel şiddet veya tecavüz şeklinde daha az oranla yaşansa da çok yaygın bir şekilde psikolojik şiddet, flört şiddeti ve tacizlerin yaşandığını çevremizden duymaktayız” dedi.
 
‘YÖK, rektörlük ve dekanlık işbirliği ile kapatılmaya çalışılıyor’
 
Hasan Bilgili olayında üniversite içerisindeki örgütlü erkeklik yapısının açığa çıktığını, bir fakülte içerisinden tacizin bu denli yaygın yaşanmasına rağmen dekanlık, rektörlük ve YÖK işbirliği ile üstünün örtüldüğünü kaydeden Nisan, “Bu olay öğrenciler için de bardağın son damlası gibi oldu ve okuldaki bütün tacizci hocaların şikayet edildiği ve kadın öğrencilerin bir dayanışma ağı oluşturarak ‘okulda tecavüzcü hoca istemiyoruz’ diyerek yürüyüş yaptıkları bir süreç geçirdik” şeklinde konuştu.
 
Hasan Bilgili hakkında gelen onlarca şikayete rağmen herhangi bir açıklama yapılmadığını belirten Nisan, bu durumun kadınları “Ben şikayette bulunduktan sonra bu iş çözümlenmeyecek, üstüne okulda sistematik bir baskıya maruz kalacağım” korkusuna ittiğini söyledi. 
 
‘Cinsel taciz birimi var ama yaptırım yok’
 
AÜ Kadın Sorunları Araştırma Ve Uygulama Merkezi (KASAUM) bünyesinde 2011 yılında Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi kurulduğunu aktaran Nisan, her ne kadar böyle bir birim olsa da öğrencilerin, taciz faili kişilerin yaptırıma tabi tutulmaması ve kendilerinin saldırıya uğrayacağı korkusu ile şikayette bulanamadığını ya da geri çekebildiğini vurguladı. Özellikle taciz failinin akademide 'saygın' bir kişi olmasının şikayette bulunmayı daha da zorlaştırdığını belirten Nisan, “Hasan Bilgili örneğinde gördüğümüz gibi üniversitelerin gerici kadroları tarafından korunabiliyor” dedi.
 
‘Okul içinden bir grup süreci baltalıyor’
 
Geçtiğimiz günlerde GÜ Fen Fakültesi Dekanı’nın kadın öğrencilere yönelik tacizini hatırlatan Nisan, “Belli ki okul içerisindeki bir takım kişilerin öğrencilere açtırtıp tweet attırdığı 'GaziFenDekanıYanındayız' tagı ile tacizci akademisyen korunmaya çalışıldı. Keza şikayet konusunda belirli bir noktaya gelinmiş olsa bile birtakım kişiler/gruplar erkeğin 'özür dilediğini' 'pişmanlığını dile getirdiğini' söyleyerek adeta taciz için kişileri ödüllendiriyor ve mağdurun da iradesini etkileyerek sürecin baltalanmasına sebep oluyorlar” diye konuştu. 
 
‘Öğretmen ve öğrenci fark etmeksizin cinsiyetçilik yükseldi’
 
Gereken cezaların verilmemesinin üniversitenin çok daha güvensiz bir yer olmasına sebep olduğunu, var olan cinsiyetçi anlayış ile birlikte psikolojik şiddet ile yüz yüze kaldıklarına dikkat çeken Nisan, “Kadın, erkek, öğretmen ve öğrenci fark etmeksizin bazen şaka yollu bazen ciddi söylenen 'aman sen zaten olmadı zengin koca bulursun', 'sen galiba regl oldun gerginsin' gibi 'aşağılama' amacı güden söylemler var” ifadelerini kullandı. 
 
Dekanın örneği: Kadın kendisini şehvetin kollarına bırakmıştır
 
AÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Muharrem Özen'in Ceza Hukuku Genel Hükümler dersinde cinsel saldırı konusunda 'mağdurun rızası/karşı koyması' hususunda örnek olarak verdiği içtihat hükmünün “Kadın kendisini şehvetin kollarına bırakmıştır” olduğunu söyleyen Nisan, şunları belirtti: “AÜ Hukuk Fakültesi öğretim görevlilerinden Osman Atalay'ın Kardeşlik ve Birlik Derneği’nin düzenlediği yalnızca erkeklerin katılabileceği belirtilen bir panelde konuşmacı olarak yer aldığını gördük. Üniversitedeki cinsiyetçi yaklaşım maalesef en alt kademeden en üst kademeye kadar net bir şekilde görülmekte.”
 
‘Güvenli alan istediğimizde tam tersi ile karşılaşıyoruz’
 
Çukurova Üniversitesi’nden (ÇÜ) Gülşah Şahin, üniversitede taciz yaşandığı zaman kendilerini güvensiz hissettiklerini belirterek, “Güvenli bir kampüs istediğimizde daha fazla kamera ile daha fazla ÖGB (özel güvenlik birimi) ile daha fazla sivil polis ile karşılaşıyoruz. Bizim için güvenli alanın tam tersi olan aslında denetimin olduğu bir hal ile karşılaşıyoruz. O yüzden biz bunun yerine kadın dayanışmasını tercih ediyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Taciz birimleri amacına göre işletilmiyor’
 
Okuduğu üniversitede cinsel taciz birimi olduğunu ancak birimin işlevsel olmadığını söyleyen Gülşah, “Üniversitedeki cinsel taciz birimleri amacına göre işletilse en azından üniversiteler kadınlar için daha güvenilir olurdu. Öte yandan taciz de bulunan bir hoca ve görevliye cezasızlık işletiliyor. Kısa süreli görevden alınsa bile hemen başka bir yerde görevlendiriliyor. Kadın tacizi gündeme getirdiğinde kendisi yargılanıyor” dedi. 
 
‘Derslerde eril bir dil kullanılıyor’
 
Üniversitelerde yükselen cinsiyetçiliğin bir nedeninin de toplumsal cinsiyet eşitliğinin müfredata alınmaması olduğunu kaydeden Gülşah, bütün derslerde eril bir dil kullanıldığının altını çizdi. Gülşah, kadınların birlikte mücadelesine dikkat çekerek, “Kadınlar örgütlü de olsa örgütsüz de olsa bu söylemlere karşı çıkabiliyor. Bu süreç birbirimizin çok yakınında olduğumuz bir süreç. Gerçekten çok farklı bir süreçten geçiyoruz. Kuşak olarak çok farklı durumları deneyimliyoruz. Birbirimizin tam anlamıyla yurdu olmaya çalışıyoruz. Erkek şiddetine tacize karşı ‘Yaşamak istiyoruz’ şiarıyla yan yana geliyoruz” diye konuştu. 
 
‘Kadınlar linçe maruz kalmaktan  korktukları için açıklayamıyor’
 
Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde öğrenci olan Simge Soyumert ise kendi okullarında cinsel taciz biriminin birkaç yıl önce açıldığını söyledi. Okulda her şeyin konuşulduğunu ama tacizin konuşulmadığını ifade eden Simge, şunları dile getirdi: “Birine ‘ben sarhoştum birlikte olmak istemiyordum’ derseniz ‘o tecavüz olmaz’ dediklerini biliyorum. Bu yüzden insanlar bunu saklı tutuyor. Linçe maruz kalmaktan korkuyorlar. Özellikle son süreçte kampüste, amfide üniversitenin her alanında cinsiyetçilik arttı.”