‘İnsan onuru’ gereği gömülme hakkı ve mezarların dokunulmazlığı

  • 09:08 2 Haziran 2020
  • Güncel
Safiye Alağaş
 
İSTANBUL - Yaşamını yitiren bir kimsenin gömülme hakkı, yasalara sığmayacak kadar doğal bir hak. Türkiye’deki yasalar ya da uluslararası sözleşmeler doğrudan doğruya gömülme hakkına dair özel bir maddeye yer vermezken, “insan onuru” vurgusu sıkça yapılıyor. Cenevre Sözleşmesi’nde ise “mezarlara hürmet edilmesi” gerektiğine dikkat çekiliyor.
 
Bölgede PKK’lilerin mezarlarına dönük saldırılar 2015 yılından bu yana sürüyor. Birçok inanç sisteminde kutsallığı ve dokunulmazlığı bulunan mezarlıklara dönük saldırılara karşı tepkiler ne kadar büyüse de önüne geçemedi. Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Yukarı Ölek (Oleka Jor) köyündeki Garzan Mezarlığı önce 2015 yılında, sonrasında da 2017 yılında tahrip edilerek, 282 cenaze kaçırılıp İstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürülmüştü. Bu cenazelerden 15'i ise yapılan başvurular sonucunda ailelere teslim edildi. 267 cenaze ise ailelerin başvurularına rağmen İstanbul’daki Kilyos Mezarlığı’nda kaldırıma gömülürken, son dönemde Diyarbakır, Bingöl, Hakkari’de de saldırılar da benzer şekilde gerçekleştirildi.
 
'İşkence yöntemi' olarak mezarlıklara saldırılar
 
Sivil toplum kuruluşları, insan hakları savunucuları ve aileler tarafından “işkence” olarak değerlendirilen bu saldırılar, 2016’da darbe girişiminde yaşamını yitirenlere atfen İstanbul Pendik’te “hainler mezarlığı” adı altında oluşturulan bir mezarlıkta farklı bir boyutuyla karşımıza çıktı. Bugün de devam eden saldırılar “gömülme hakkını”, “mezarlıkların, cenazelerin dokunulmazlığını” sorgulattı. Gömülme hakkının hukuki boyutuna Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), Birleşmiş Milletler (BM) Medeni Hakları Sözleşmesi metinlerinde doğrudan yer verilmemiş olsa da konuya ilişkin yapılan başvurularda farklı kategorilerde ihlal kararı veriliyor.
 
‘İnsanlık onuru ihlal edilemez’
 
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi de insanlık onuruna işaret eder. “İnsanlık onuru” ile başlayan Bildirge’nin 1’inci maddesinde “İnsanlık onuru, ihlal edilemez. Saygı gösterilmeli ve korunmalıdır” denilirken, 4’üncü maddesinde ise “Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulmamalıdır” diye belirtiliyor.
 
‘Herkes manevi varlığını koruma hakkına sahip’
 
Son yıllarda fiiliyatta cezai yaptırımı uygulanmamakla birlikte Anayasada “insan onurunu” koruyan maddelere yer veriliyor. Anayasanın “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” ifadelerinin olduğu 17’nci maddesi bu kavrama ışık tutar nitelikte.
 
Yine Anayasanın 24’üncü maddesinde ise “kutsalların” istismarına dönük şu ifadeler kullanılıyor: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”
 
Türk Ceza Kanunu’nun 153’üncü maddesinde de “kutsallara” dönük her türlü kötü muamele suç olarak tanımlanarak, şunlar kaydediliyor: “İbadethanelere, bunların eklentilerine, buralardaki eşyaya, mezarlara, bunların üzerindeki yapılara, mezarlıklardaki tesislere, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapılara yıkmak, bozmak veya kırmak suretiyle zarar veren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada belirtilen yerleri ve yapıları kirleten kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”
 
Yargı kararlarında ‘onur’ kavramı
 
Kimi maddelerde insan onuru ve kişilik haklarına dikkat çekilirken, yargı kararlarında bu tanıma yer veriliyor. Anayasa Mahkemesi, 28.6.l966 tarih ve 1963/132 esas 1966/29 sayılı kararında, insan onurunu şöyle tanımlıyor: “İnsan haysiyeti kavramı, insanın ne durumda, hangi koşullar altında bulunursa bulunsun, salt insan oluşunun kazandırdığı değerin, tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu öyle bir davranış çizgisidir ki, ondan aşağı düşünce yapılan işlem ona muhatab olanı insan olmaktan çıkarır.”
 
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 4. 4.l983 tarih ve 1983/8-64 esas,1983/156 karar sayılı kararında,” İnsani olmayan muameleler: insan kişiliğini ve duygusunu önemli derecede incitici fiiller, haysiyet kırıcı hareketler ise, kimsenin namus, şöhret veya haysiyetine saldırı niteliğindeki fiillerdir” şeklinde değerlendirmede bulunuyor.
 
Cenevre Sözleşmesi, mezarlara ‘hürmet’ edilmesini ister
 
Cenevre Sözleşmesi'nin 3’üncü maddesinde şu ibareye yer veriliyor: "Silahlı çatışma halinde olan taraflardan her biri, herhangi bir sebeple çatışma dışı kalanların hayatına, vücut bütünlüğüne ve şahsına tecavüz, her nevi katil, sakatlanma, vahşice muamele, işkence ve eziyetin, rehine alınmanın, şahısların izzeti nefsine tecavüz, bilhassa hakaretamiz ve haysiyet kırıcı muamelelerin medeni milletlerce elzem olarak tanınan adli teminatı haiz nizami bir mahkeme tarafından önceden bir yargılama olmaksızın, mahkumiyet kararları ile idam kararlarının yasak olduğunu kabul ederler.” 
 
Yine Cenevre Sözleşmesi’nde, “Anlaşmazlık halinde taraflar ölenlerin, şerefli surette ve mümkün ise mensup bulundukları bir dinin merasimi ile gömülmesi ve mezarlarına hürmet edilmesi hususlarına dikkat edeceklerdir” vurgusu yapılıyor.
 
170 ülke tarafından kabul edilmiş olan "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” Türkiye tarafından 4 Haziran 2003 tarihli ve 4867 sayılı kanunla beyanlar ve çekince ile onaylanıyor; bu sözleşme kapsamında ilkelerin uygulama kılavuzu olan ve 2016 yılında güncellenen Minnesota Protokolü’nün AİHM 'in Türkiye kararlarında defalarca atıf yapılarak uygulanması, zorunlu bir kılavuz niteliği kazanır.
 
Protokolde toplu mezarlarla ilgili olarak şunlar yer aldı:
 
“* Gömünün yeniden meydana çıkarılması bilimsel özen ile ele alınmalıdır.
 
*Çalışmaların başlatılması ile danışman, fiziksel antropolog veya arkeolog arasında koordinasyon içinde yürütülmelidir.
 
* İnsan, cenaze kalıntıları, sıklıkla adli antropoloji teknikleri hakkında tecrübesi olmayan adli kolluk görevlileri, mezarlık işçileri tarafından mezardan çıkartılmaktadır. Bu yolla, çok değerli bilgiler kaybolacağı gibi bazen asılsız bilgilerle yaratılabilir. Eğitimsiz kişiler tarafından mezar açma işleminin yapılması yasaklanmalıdır.”
 
Tüm toplumlarda defnetme hakkı var
 
Uluslararası boyuttaki sözleşmelere bakıldığında “ölünün gömülme hakkına” ilişkin özel bir madde yer almıyor. Ancak bu durum, bu hakkın güvence altına alınamayacak olmasından değil, “kanunlarda belirtmeye gerek olmayacak kadar “doğal ve tartışmasız bir hak” olmasından gelir. Doğal ve insani olan bu hak hiçbir yasaya ve düzenlemeye ihtiyaç duymuyor. İnsanlık tarihinde ve bütün medeniyetlerde mezarlar, toplumların kutsalıdır. Yine bütün toplumlarda herkesin ailesinin geleneklerine, örf adetlerine uygun olarak onurlu bir şekilde gömülme, akrabası veya kendisine çok yakın olan bir kişiyi defnetme fırsatına sahip olma, son yolcuğuna uğurlama hakkına doğal olarak sahip olduğu biliniyor. Bu bağlamda, cenaze yakınlarının cenazelerini alamaması ya da insanlık dışı bir şekilde gömüldüğüne tanık olması da bir işkence yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.