Yaşamın bilgisini Jineolojî ile yoğurmak

  • 09:04 8 Ekim 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
 
“Kadının kadınla, erkekle, doğayla, toplumla olan ilişkilerini neye göre nasıl ele alacak ve çözecektik? Mücadele deneyimimiz içinde her ne kadar bu sorular etrafında tartışmalar, geliştirilen cevaplar olsa da bu birikimi bilimsel bir ifadeye kavuşturmak hepimiz açısından yeniydi. Abdullah Öcalan’ın, “Kadınla (dolayısıyla erkekle) doğru (bilimsel-jineolojî), iyi (etik-yeni ahlak bilinci ve tavrı) ve güzel (yeni estetik ölçüler, özgür yaşam) yaşamı başarmamak sosyalist topluma yönelişi başarmamakla özdeştir” cümlesinde özetlenen ihtiyacı, nasıl bir yöntemle ele alacağımız, nasıl gerçekleştireceğimiz ancak kadınların kolektif tartışmalarıyla belirlenebilirdi. Nereden başlamalı, nasıl başlamalı tüm bu sorulara eşlik eden temel soru oldu.”
 
Jineolojî kavramı ilk olarak 2008 yılında Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınan Demokratik Uygarlık Manisfestosu’nun üçüncü cildi olan Özgürlük Sosyolojisi kitabında dile geldi. Kadını 'en eski sömürge' olarak tanımlayan Abdullah Öcalan, doğal toplumdan günümüze kadının kölelik tarihinin aydınlatılması kadar özgürlük tarihinin de yazılması gerektiğini ortaya koyuyor. Özgürlük Sosyolojisi kitabında ortaya konan çerçeve, demokratik uygarlık güçlerinin tanımını yaparken, sosyolojik olarak merkezi uygarlığın hegemonik yapısına meydan okuyan yönlerini ve alternatif bir sistem oluşturma kapasitelerini ele alıyor. Ancak örgütlendiğinde alternatif bir yaşama dönüşecek bu kapasite, en fazla da kadın gerçekliğinde, kadınların özgürlük mücadelesinde mevcut. “Demokratik uygarlık çağı kadın uygarlık çağıdır” belirlemesinde de görüleceği gibi Demokratik Modernite paradigmasında kadın özgürlüğü esas alınmaktadır. Ancak burada esas vurgu, özgürlük mücadelesinin öznesi olarak kadının yaşamın her alanında öncü olmasının öneminedir. Sistem karşıtı hareketlerin bütün topluma umut olacak alternatif güç olabilmeleri, teorik, politik, kültürel ve bilimsel temellerini sağlam örebilmelerine bağlı. 
 
Kadın bilimi nasıl olabilir?
 
Jineolojî kavram olarak gündemimize girdiğinden bu yana anlama ve anlamlandırma yönünde çeşitli arayışlar oldu. Kavramı anlamak kadar kuramını ve kurumlarını oluşturma yönünde tarihi bir sorumluluk karşılanmayı bekliyordu. Bir kadın bilimi nasıl olabilirdi? Varlık olarak kadın tanımı neydi? Bilimi nasıl tanımlıyorduk? Mevcut bilimin kadına dair tanımlamaları ne kadar doğruydu? Tahakküm ilişkilerinin kadın kimliğinde yarattığı hasarlar nelerdi? Kölelik üzerine kodlanan kadın varlığını tanımlamak ve aşmanın yanında kadının özgürlük potansiyelini nasıl açığa çıkaracaktık? Kadın ve bilim kavramlarının yeniden tanımlanmasını neye göre- nasıl yapacaktık? Bilimin kadın, toplum ve yaşam ile bağını nasıl kuracaktık? Kadının kadınla, erkekle, doğayla, toplumla olan ilişkilerini neye göre nasıl ele alacak ve çözecektik? Mücadele deneyimimiz içinde her ne kadar bu sorular etrafında tartışmalar, geliştirilen cevaplar olsa da bu birikimi bilimsel bir ifadeye kavuşturmak hepimiz açısından yeniydi. Abdullah Öcalan’ın, “Kadınla (dolayısıyla erkekle) doğru (bilimsel-jineolojî), iyi (etik-yeni ahlak bilinci ve tavrı) ve güzel (yeni estetik ölçüler, özgür yaşam) yaşamı başarmamak sosyalist topluma yönelişi başarmamakla özdeştir” cümlesinde özetlenen ihtiyacı, nasıl bir yöntemle ele alacağımız, nasıl gerçekleştireceğimiz ancak kadınların kolektif tartışmalarıyla belirlenebilirdi. Nereden başlamalı, nasıl başlamalı tüm bu sorulara eşlik eden temel soru oldu.  
 
Tek hakikat yaşamın kendisi olmakta 
 
Bütün bu sorular tartışılırken net olan nokta kadın özgürlük mücadelesini başarıya ulaştırmada bilimin kesinlikle bir rolünün olduğu ve bu bilimin temellerinin zaten mevcut olduğuydu. Kadınlar olarak bir bilime ihtiyaç duyuyorduk ve bunu hangi esaslar üzerine inşa edeceğimizi tartıştığımız süre, deneme yanılmalarını içinde taşıyan bir süreydi. Attığımız adımların doğruluğunu sınayacak tek hakikat ise hep yaşamın kendisi olmakta.  
 
Bilimin yaşam ile bağını ifade eden bilgiler jineolojinin temelini oluşturuyor 
 
Jineolojî kavram olarak ilk defa Abdullah Öcalan tarafından kullanılmış olmakla beraber toplumun ve yaşamın birçok alanında kadın bilgileri saklıydı. Bilimin yaşam ile bağını ifade eden bu bilgiler zengin bir kaynak olarak jineolojînin beslendiği temeli ifade ediyordu. Yine 19. ve 20. Yüzyılda bir kadın bilimi ihtiyacını ortaya koyan kadınlar da vardı. Örneğin, Virginia Woolf, “Bilim göründüğü gibi cinsiyetsiz değildir, o bir erkek, bir baba ve ayrıca bulaşıcı” diyordu. Simon de Beauvoir bütün norm standartlarının erkeklerin hayatını yansıttığını ifade ediyordu. Genevieve Lloyd “Erkek Akıl” kitabında batı felsefesinde erkek ve kadını ele almış, Platon’dan Sartre’a bir dizi düşünürün tarihsel olarak kadınlığı nasıl dışladığını dile getirmişti. İrmtraud Morgner, filozofların şimdiye kadar dünyayı sadece erkeklere göre yorumladığını ancak değiştirilebilmesi için kadınlar tarafından yorumlanmasının önemine işaret etmişti. Felsefede ataerkillik eleştirisini yapan Luce İrigaray, mekanik dünyanın kadınların cadı adı altında kadın katliamlarını meşrulaştırdığını ifade eden Carolyn Merchant, Toplumsal Cinsiyet ve Bilim kitabı ile bilimin varoluşunun hangi ölçüde erkek tasavvuruna bağlı olduğunu sorgulayan Evelyn Fox Keller, yine Sandra Harding, Vandana Shiva, Chandra Talpade Mohanty de bu konuda yorumlar yapmışlardır. Jineolojî nereden başlamalı, nasıl başlamalı sorusunun cevapları bu tartışmalardan da beslenerek, kendi yatağına aktı. 
 
Jineolojinin kolektif iradeden beslenmesi güçlü akmasını sağladı
 
Yine Jineolojînin dünyadaki kadın özgürlük mücadeleleri özelde de Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesinde parti, konfederasyon temelinde açığa çıkan kolektif iradeden beslenmesi güçlü akmasının en temel nedeni oldu. Kopuş teorisi, erkeği değiştirme ve dönüştürme projesi, eşitlik ve özgürlük komiteleri, kadın kurtuluş ideolojisi, toplumsal sözleşme, özgür eş yaşam kuramları bu kolektif iradenin kuramsal çerçevesini oluşturdu. Kişilik değişim dönüşümünden toplumsal değişime doğru yol olan tekmil, toplantı, eleştiri özeleştiri mekanizması, platform, çözümleme gibi yöntemlerle bu kuramsal çerçeve yaşamsal bağını buldu. Jineolojînin de beslendiği kaynaklar gibi teori ve pratiğinin iç içe gelişmesi, taa başından nasıl bir bilim sorusuna yön veren bir yön oldu.
 
Her kadın kendi bilgisiyle buluşmalı
 
Böylesi dinamik kaynaklardan beslenen jineolojînin kimler tarafından geliştirileceği tartışmaları da jineolojînin seyrini belirleyen yönlerden oldu. Kapitalist modernitede bilim ile ilgili ilk algı üstün zekalı, iyi eğitimli, unvan sahibi kişiler olduğu düşünülen “bilim adamları” üzerinden oluşmakta. Halka ait, kadınlara ait bir bilimin kendi “bilim adamlarını” oluşturması bünyesine ters olduğu için, “şimdi jineolojîyle uğraşanlara ne diyeceğiz, ne ad vereceğiz” soruları hep espri konusu olarak kaldı. Jineologlar yetişmemeliydi. Nihayetinde “her kadın kendi bilgisiyle buluşmalı, bilimle bağını kurmalı” hem bir ilke hem bir hedef olarak açığa çıkıyordu.  “Kadınların neden bir bilimi olmasın” sorusuyla birlikte ortaya konan Jineolojî önermesi, farklı mekanlardaki kadınlar tarafından ilgiyle karşılandı. Jineolojî nasıl oluşturulabilir, ne yapılabilir üzerine farklı farklı yerlerde geliştirilen tartışmalar, çalışmalar bugün geldiğimiz noktanın zeminini oluşturdu.
 
Özgürlük arayışı olan kadınlar artık sırtımız yere gelmez diyor 
 
Bu konuda ilk tartışmalar Kadın Özgürlük mücadelesi içinde geliştirildi ve kolektif bir irade ile bir birim oluşturuldu. Bu birim ilk olarak kadın ve bilim ile ilgili Abdullah Öcalan’ın analiz ve belirlemelerini derlemeye başladı ve bunları Özgürlük Tezleri başlığı altında iki cilt olarak yayınladı. 2012’den itibaren çeşitli yerlerde neden Jineolojî, nasıl bir bilim, Jineolojî nedir temaları ekseninde farklı kesimlerden kadınların katılımıyla konferanslar, çalıştaylar düzenlendi. Aynı dönemde Mahmur’da ders müfredatında Jineolojî yer verilerek liselerde okutulmaya başlandı. Yine demokratik mücadele alanında çalışma yürüten çeşitli akademilerde Jineolojîye dair eğitimler verilmeye başlandı. Güney Kürdistan’da Jineolojînin tartışıldığı bir konferans yapılırken, Bakurê Kurdistan’da Amed’de Jineoloji atölyeleri oluşturulmaya başlandı. Aynı dönemde zindanda kalan kadın özgürlük arayışçıları da her biri ayrı bir cezaevinde de olsa Jineolojî ile ekonomi, etik-estetik, demografya başta olmak üzere yaşamın her alanında değişimin nasıl gelişebileceği yönünde tartışmalar yürüttü. Bu tartışmalar, 2015 yılında Jineolojî Tartışmaları ismiyle yayınladı. Özgürlük arayışı olan bütün kadınlar, “artık sırtımız yere gelmez” dercesine Jineolojîyi anlamaya, oluşturmaya ve anlatmaya başladı. 
 
Not: Yazının devamı “Jineolojî ile Kurulan Bilgi ve Duygu Ağları” başlığı ile haftaya yayınlanacak.