Kayıp yakınları Zozan ve Orhan Eren’in akıbetini sordu

  • 13:40 17 Nisan 2021
  • Güncel
DİYARBAKIR - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, 1997 yılında kaybedilen bir daha izlerine rastlanmayan Zozan ve Orhan Eren’in akıbetini sordu. 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla eylemlerinin 636’ncısını gerçekleştirdi. Pandemi dolayısıyla sosyal medya üzerinden paylaşılan video ile sürdürülen eylemde bu hafta 25 Eylül 1997 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinden Kulp’a gitmek üzere yola çıktıktan sonra araçları Angül Jandarma Karakolu’na 50 metre mesafede bulunup, izlerine rastlanmayan Zozan ve Orhan Eren çiftinin hikâyesi paylaşıldı.
 
Zozan ve Orhan’ın ortadan kaybolma hikayesini İHD Kayıp Yakınları Komisyonu Üyesi Fırat Akdeniz, olayla ilgili hukuki süreci ise Avukat Serhat Eren anlattı. 
 
Tayinini aldırması istendi
 
Komisyon üyesi Fırat, Kulp ilçe merkezinde ikamet eden Zozan Eren’in Kulp Sağlık Ocağı’nda hemşire, Orhan Eren’in ise Lice ilçesinde infaz koruma memuru olarak görev yaptığını söyledi. Zozan ve Orhan’ın ortadan kaybolmasından üç hafta önce Zozan Eren’in ‘PKK’ye yardım ettiği’ gerekçesiyle Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne sürgün edildiğini belirten Fırat, Kulp Kaymakamı’nın Zozan hemşireyi makamına çağırıp kendi isteğiyle tayinini buradan aldırmasını istediğini aktardı. Fırat, “Daha sonra Kaymakamlıkta görevli olan iki polis Zozan’a ‘sen PKK’lilere ilaç gönderiyorsun, onun için gitmek zorundasın’ der” dedi.
 
‘Araba terk edilmiş halde bulundu’
 
Fırat, Diyarbakır’a tayini çıkan Zozan, 24 Eylül 1997 tarihinde o esnada çocuklarının yanında bulunduğu Kulp’taki annesini arayarak yarın Orhan ile birlikte gelip çocuklarını aldıktan sonra Diyarbakır’a döneceklerini söylediğini ifade etti. Fırat, “Anne Pembe Toprak, 25 Eylül akşamı kızı ve damadı gelmeyince endişelenmeye başladı. Gece saat 24.00 civarında Orhan’ın çalıştığı Lice’deki cezaevinin başsavcısını telefonla arayan Pembe Toprak, kızı ve damadından haber alamadığını söyleyerek endişelerini paylaştı. Bu telefondan yaklaşık iki saat sonra Orhan’ın iş arkadaşı arar ve Orhan’ın arabasının Lice’ye bağlı Angül Jandarma Karakolu’nun 50 metre yakınlarında terk edilmiş bir vaziyette bulunduğunu söyler ve gerekli yerlere başvurmasını tavsiye eder” şeklinde belirtti.
 
‘Başvurulardan bir sonuç alınamadı’
 
Bu bilgi üzerine Pembe Toprak’ın 26 Eylül’de başvuru yapmak için Kulp Jandarma Karakolu’na gittiğini ifade eden Fırat, “Karakoldakiler tatil olduğunu ileri sürerek başvurusunu kabul etmeyip, Pazartesi günü gelmesini ister. Pazartesi günü anne Pembe Toprak, Kulp Savcılığına başvurarak durumu izah etmeye çalışır. Savcı olay mahallindeki karakolu arayarak bilgi almaya çalışır. Karakoldakiler ‘kaçırma olayının gerçekleştiğini, Orhan ve Zozan Eren’in PKK militanları tarafından kaçırıldığını’ söyler.  Pembe Toprak bir dilekçe hazırlayarak önce Angül Karakolu’na başvuruda bulunur, fakat Karakol Komutanı kendisine ‘Çiftin PKK militanları tarafından kaçırdığını’ söyler. Buradan bir netice alamayan anne Pembe Toprak, Diyarbakır Valiliğine başvuruda bulunur. Vali, annenin huzurunda Lice ve Kulp Jandarma Karakollarını arar ve çocuklarının PKK militanları tarafından kaçırıldığını söyler” sözlerine yer verdi.
 
‘Zozan ve Orhan’dan bir daha haber alınamaz’
 
Fırat, ailenin iç hukuk yollarında bir netice alamadığını, davayı AİHM’e taşıdığını ve 21 Şubat 2005 yılında AİHM ‘yaşam hakkı ihlali’nden Türkiye’yi mahkûm ettiğine dikkat çekti. Fırat, “Daha sonra iddialara göre, gözaltından kaybedilen Sadık ve Seyithan Ulusmaskan kardeşlerin yakınları, kendi kayıplarını araştırırken bir hemşire ile eşinin gözaltında olduğunu JİTEM elemanlarından duyduklarını anlatır. Kaybedildikleri tarihten bugüne Zozan ve Orhan Eren’in akıbetinden bir daha haber alınmaz” ifadelerini kullandı.
 
‘AİHM Türkiye’yi mahkum etti’
 
Zozan ve Orhan Eren’in ortadan kaybolmasına dair hukuki süreci anlatan Avukat Serhat Eren, olayla ilgili şunları kaydetti: “Etkili bir soruşturma yürütülmediği için dava AHİM’e taşındı ve Türkiye mahkum edildi. Bu dosyayla ilgili uzun süreli uğraşlar neticesinde aracın durdurulduğu ve çiftin kaçırıldığı yere yakın noktada bir mezarın olduğunu ve bu mezarda iki kişinin olabileceğine dair bir bilgiye ulaştık. Bu bilgi, bir aile tarafından biz avukatlara ulaştırıldı. Bu olayla ilgili aileyle konuştuk, soruşturma dosyasını takip eden Lice Cumhuriyet Başsavcılığı İle 2014-2015 yılları arasında görüştük. Bu mezarın Zozan ve Orhan’ın mezarı olabileceğini savcılığa illettik. Savcı, ‘oraya keşfe gidelim, kazı çalışması yapalım’ şeklindeki talebimizi kabul etti. Kazı gününü de belirledik ama savcı ‘güvenlik’ gerekçesiyle kazının yapılacağı yere gidilemeyeceğini belirti ve oraya hala gitmiş değiliz. Soruşturma dosyası sonrasında Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Dosya hala burada bulunmaktadır.”