'Cezaevlerinde vicdani olan her şey askıya alınmış durumda'

  • 09:06 4 Mayıs 2021
  • Güncel
 
ANKARA - Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çeken İHD Cezaevi Komisyonu’nda yer alan Nuray Çevirmen, “Tecrit ve Abdullah Öcalan’ın ailesiyle, avukatlarıyla görüşmesi önündeki engeller nedeniyle şu an devam eden bir açlık grevi var. Yasal olan tüm hakların kullanılması talep ediliyor. Hak ihlallerinin sonlandırılması ve tecridin ortadan kaldırılması talep ediliyor” dedi. 
 
Cezaevi ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün resmi kayıtlarına göre, 28 Şubat tarihi itibariyle cezaevlerinde toplam 276 bin 438 tutsak bulunuyor. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ise gün be gün artıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) 2020 yılı raporuna göre, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri nedeniyle bin 182 kişi başvuru yaparken, 17 tutsak ise koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yaşamını yitirdi.
 
Diğer yandan cezaevlerinde yaşanan ihlallerin son bulması ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerinde ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması talebiyle tutsakların başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi 159’uncu gününde. 
 
Cezaevlerinde yaşanan ihlallerdeki artışın yanı sıra ağır hasta tutsakların da gün geçtikçe durumları ağırlaşırken, yetkililerden doğru herhangi bir adım atılmıyor. 
 
İHD Cezaevi Komisyonu’nda yer alan Nuray Çevirmen, pandemi sürecinde yaşanan hak ihlallerini değerlendirdi. 
 
‘Sevkler ve revire çıkmalar ortadan kalktı’
 
Cezaevlerinde yaşanan ihlallerin yıllardır devam ettiğini ve son zamanlarda giderek arttığını söyleyen Nuray, “Yaşanan bu ihlallerin üzerine, pandemi nedeniyle sağlık problemleri de eklenince cezaevinde klana mahpusların durumu daha da ağırlaştı. Çünkü hastaneye gidiş ve gelişlerin zaten sıkıntılı olduğu bir dönem. Ayrıca sevkler, revire çıkmalar neredeyse komple ortadan kalktı. Ancak çok acil durumda olan hastalar, bir takım tetkikler veya tedaviler yapıldı. Ama genel olarak pandemiyle birlikte neredeyse tedavilerin yapılmadığı bir sürece evrildi. Tabi pandeminin çok hızlı yayılması ve ölümlere neden olmasından kaynaklı olarak gitmek istemiyorlar. Bu nedenle de kritik hastalıklara sahip olan mahpusların durumu daha da ilerledi, sağlık sorunları daha da arttı ve hastaneye gidebilen mahpusların tekrar geri dönüşlerde, özellikle o karantina koğuşlarında kalmaları, onların sağlık problemleri açısından yaşamları daha da çok güçleştirdi” dedi. 
 
‘Hijyen malzemelerinin verilmesinde sorun yaşanıyor’
 
Karantina koğuşlarının hijyen koşullarından uzak olduğunu belirten Nuray, şu ifadelere yer verdi: “Tek başına yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıklı olan mahpusların 14 gün boyunca tek başına kalması durumunda büyük sıkıntı yarattı ki 2020 yılı içerisinde 3 hasta mahpus, karantina koğuşlarında yaşamlarını yitirdi. Yine hijyen malzemelerinin verilmesinde yaşanan sorunlar var. Maske, eldiven temininde yaşanan sıkıntılar, kantinden temin edilecek ürünlerin eksikliği ve aynı zamanda ürünlerin çok pahalı olması, iaşe bedellerinin yeterli olmamasının yanı sıra beslenmelerini kantinden karşılanmalarının gerekliliği de ortaya çıkınca kantinde çeşitli malzemelerin getirilmemesi ayrıca bir problem teşkil etti.”
 
‘Kürtçe mektuplar hiçbir şekilde iletilmiyor’
 
Tutsakların maruz bırakıldıkları baskıların yanı sıra iletişim haklarının da engellenmesinin sıkıntılı bir durum olduğunu vurgulayan Nuray şu sözleri kullandı: “Telefon görüşmelerinde iki kişiyi arayabilecekken tek kişiyle 20 dakikaya düşürmeleri, yine iletişim anlamında hak mağduriyetlerine yol açtı. Bunun yanı sıra mektupların alınmasında verilmesinde çok büyük sorunlar var. Çünkü en büyük iletişim yollarından bir tanesi mektuplaşmak, faks yoluyla haberleşmektir. Mahpusların aileleriyle ya da iletmek istedikleri sorunlara dair kurumlarla yazışmaları, bu yazışma yoluyla yapılan haberleşme ancak bunlar açısından da çok büyük sıkıntılar yaşandı. Bunlar da tarafımıza yansıyor.  Örneğin gönderilen Kürtçe mektupların neredeyse hiç iletilmediğini bize yazılı başvurularda bulunarak tarafımıza iletiliyor. Koli yoluyla kendilerine gelen malzemeler, kitap dergi verilmiyor. Kitaplar sınırlı veriliyor ya da kitapların alınması ya da verilmesinde problemler yaratıyorlar. Yeni Yaşam gazetesi, Birgün, Evrensel ve benzeri gazeteler yine mahpuslara verilmiyor. Televizyonda ancak idarenin belirlemiş olduğu kanallar çerçevesinde izleme hakkına sahip oluyorlar. İzlemek istedikleri kanalların yasaklanması, yoğun bir hak mağduriyetini de ortaya çıkarıyor. Pek çok sıkıntı üst üste gelince, pandemi sürecinde gerçekten cezaevlerinde mahpusların yaşamları katlanamaz bir hal almış durumda.” 
 
‘Ağır hasta mahpuslar tahliye edilmeli’
 
Cezaevlerinde tutulan ağır hasta tutsaklara değinen Nuray, “Defalarca bu sorunun düzelmesi için hem Adalet Bakanı ile hem de Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile görüşmelerimiz oldu. Durumun vahametini biz birçok açıklamamızda başvurularımızda ortaya koyuyoruz. Ağır hasta mahpusların kesinlikle tahliye edilmesini talep ediyoruz. Ancak bu süreçte çok büyük aksaklıklar var. Vicdani olan her şey askıya alınmış durumda. Şu anda cezalandırmanın içerisinde pek çok cezalandırma usulü mevcut. Dolayısıyla hasta mahpusların psikolojik olarak da sağlık durumlarının etkilemelerinden kaynaklı olarak geçilecek bir durum olmaktan çıkmış vaziyette. Sağlık sorunları hasta mahpusların tek bir sağlık sorunu olmaktan çıktı ve pek çok hastalık üst üste gerek, kronik bir hal almış durumunda”  diye konuştu. 
 
‘İnfazların ertelenmesi gerekiyor’
 
Hasta tutsakların tedavilerinde yaşanan aksaklıklara işaret eden Nuray, tutsakların sürekli kontrol altında tutulması gerekliliği üzerinde durdu. Nuray şöyle devam etti: “Birçok hasta mahpusun ilaçlarının, tetkik ve tedaviler sonucunda dozajları ayarlanabilirken, şu an ayarlanamıyor ve daha önce ayarlanmış dozajlarında kullanımı devam ediyor. Bunun, sağlık üzerinde ne gibi etkileri olduğu belli değil. Çok ağır olan hasta mahpuslarla ilgili olarak bizim tahliye yönünde taleplerimiz olmasına rağmen mahpuslar tahliye edilmiyor. Pek çok ağır kanser, kalp hastası şu an cezaevinde çok kötü koşullarda yaşam savaşı veriyor. Oysa cezaevi sorunları çok kolay çözülebilecek sorunlardır, ölümleri önlenebilir ölümlerdir. Yeter ki, yetkililer gerekli olan iradeyi ortaya koysunlar ve yasal düzenlemeleri yapsınlar. Kurumlar da kendi iradelerini ortaya koyarak, bu konuyla ilgili yapabilecekleri her şeyi planlayarak ve ivedi bir şekilde çalışmalarını yürütebilirler. Adli Tıp Kurumu tarafından ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verilmesine rağmen yine de ceza infaz sisteminin içerisindeki yasadan kaynaklı olarak 16’ncı maddeden yine ‘tolumun güvenliğini tehdit eder’ şeklinde bir görüş belirterek yine tahliyeler engelleniyor. 
 
Yaşı 80’in üzerinde olan yatalak duruma gelmiş, artık kendisine bakamayacak durumda olan mahpuslar, cezaevlerinde tutuluyorlar ve bunların toplum güvenliği açısından ne gibi tehlike arz edeceği büyük bir soruna işaretti. Çünkü durumları o kadar kötü ki, bunu ifade edebilmek ya da açıklamayabilmenin bir yolu ve mümkünatı yok. O nedenle hasta mahpusların tahliye edilmesi gerekiyor, infazları ertelenmesi gerekiyor.”
 
‘Eşitlik ilkesi çiğnenmiş oldu’
 
Nuray, 2020 yılı içerisinde yeni infaz yasasının düzenlemesiyle 65 yaş ve üzeri hasta mahpusların tahliye edileceği yönünde büyük bir beklenti içine girdiklerini anımsattı. Nuray, “Düzenlenmenin bu şekilde olacağını söylenmişti. Ancak gördüğümüz kadarıyla bu infaz düzenlenme kişilere özel çıkarılmış bir düzenlenme olmanın ötesine geçemedi. Şu anda cezaevlerinde çok ileri yaşlarda ve çok ağır olan hasta mahpuslar hala yaşam savaşı veriyor. Bu nedenle çok büyük bir sıkıntı var. Eşitlik ilkesi çiğnenmiş oldu, TMK kapsamında tutulan ağır hasta mahpuslar bırakılmadılar, oysa onların da yaşam hakkı var. Mahpuslar arasında bir ayrım gözetilmemesi gerekiyordu. İleri yaşta olanlar, ağır hastalıkları olanlar, yaşamı tek başına devam ettiremeyecek olanlar mahpusları mutlaka bırakılması gerekiyordu ancak bu mümkün olmadı. Tabi bu çok büyük sıkıntıya sebep olmaktadır. Artık psikolojik olarak da yıprandılar. Yani adalet, inanç kalmadı. Psikolojiklerinin ve bu adalete olan inancı kalmamasından kaynaklı olarak hastalıkları daha da ilerleten bir yöne evirtiliyor maalesef” diye belirtti.
 
‘Tecrit nedeniyle şu anda açlık grevi var’
 
Değerlendirmelerine tutsakların sürdürdüğü 159’uncu gününe giren açlık greviyle devam eden Nuray, şunları dile getirdi: “Cezaevlerinde, sorunların çözülmediği noktada mahpuslar bu şekilde iradelerini ortaya koyarak açlık grevine giriyor. Yine 2019’da olan açlık grevi sürecinde de süresiz-dönüşümsüz açlık grevi vardı. Orada çok büyük sıkıntılar meydana geldi. Gerçekten hepimizin vicdanını kanatan sonuçlar oldu ve tekrar sorunların çözülmemesinden kaynaklı olarak şu anda da süresiz ve dönüşümlü olarak açlık grevi devam ediyor. Tabii hapishanedeki hak ihlalleri, hasta mahpusların durumları, sürekli tecrit uygulamaları, cezaevlerinde çok uzun süredir kalan mahpusların denetimi serbestlikten faydalanma zamanları gelmesine rağmen gözlem kurulunun kararıyla çeşitli cezaları bahane edilerek, iyi halde olmadıkları gerekçesiyle cezaevinde tutulmalarından kaynaklı ayrıca önümüze gelen bir hak ihlali de var. Ayrıca İmralı Hapishanesi’nde olan tecridin ve Abdullah Öcalan’ın ailesiyle, avukatlarıyla görüşmesi önündeki engeller nedeniyle şu an devam eden bir açlık grevi var. Aslında yasal olarak tanınmış tüm hakları devlet, mahpusları kullandırsa bu tür bir durum olmayacak. Aslında çok basit yasal olan tüm hakların kullanması talep ediliyor. Hak ihlallerinin sonlandırılması talep ediliyor ve tecridin ortadan kaldırılması talep ediliyor. Çünkü insan dediğimiz varlık sosyal bir varlıktır. Sosyalleşmeye ihtiyacı olan bir varlıktır.”