Gültan Kışanak: Şafağı beklemek yerine ışık hüzmesi olmalıyız

  • 11:39 9 Haziran 2021
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Yeni Yaşam'dan Gülcan Derel'nin sorularını yanıtlayan DBB önceki dönem Eşbaşkanı Gültan Kışanak'ın manşet sözü ise şu oldu: "Benim manşetim 'şafak vakti' olurdu. Karanlık dağılır. Güneşin ışıkları ufuktan görünür. Ama şafağı beklemek yerine ışık hüzmesi olmalıyız." 
 
“Kürt siyasetinin mor rengi”  kitabını cezaevinde kaleme alan Gültan Kışanak,  1980’li yıllarda Diyarbakır Cezaevi’nde sayısız işkenceye maruz bırakılanlardan biri. Gültan o günlere dair şunları dile getirmişti. "Cezaevi Müdürü Binbaşı Esat Oktay Yıldıran vardı… Bir gün bizim kadınlar koğuşuna girdi... Herkes ayağa kalktı, ben kalkmadım... Sırf içeri girdiğinde ayağa kalkmadım diye, sırf bu gerekçeyle beni köpeği Co’nun kulübesine tıktırdı. Köpeğinin bile kalmak istemediği, pislik içinde, küçücük bir kulübeydi bu… Bir gün değil, iki gün değil, bir ay değil, iki ay değil, tam altı ay orada kaldım. Nefes almanın bile zor olduğu o kulübede bana her gün dayak attılar, her gün işkence yaptılar." 
 
Siyaset yaşamında birçok rol alan, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)'nin Selahattin Demirtaş ile birlikte Eş Genel Başkanlığı’nı yapan Gültan, sonrasında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı seçildi. 30 Ekim 2016'da tutuklanan Gültan’ın yerine kayyım atandı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 57 yıl 6 aydan 230 yıl 6 aya kadar hapsi istenen Gültan’a, 1 Şubat 2019'da görülen karar duruşmasında, 14 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 
 
Aynı zamanda bir gazeteci olan Gültan, yıllarca özgür basında çalıştı. 
 
Yeni Yaşam gazetesinden Gülcan Dereli’nin sorularını yanıtlayan Gültan, cezaevi günlerini, tecridi, ve memleketin haline dair manşet sözünü dile getirdi. 
 
“Bizimle bu kadar uğraşanların her tarafından yolsuzluk, usulsüzlük, yasa dışı ilişkiler dökülüyor. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste sözü demek ki boşa söylenmemiş.”
 
*Vaktiniz nasıl geçiyor, günlük yaşamınız nasıl?
 
Cezaevlerinde yapılabilecek şeyler zaten çok kısıtlı. Bir de pandemi nedeniyle katı bir tecrit uygulanmaya başlandı. Gerekli hijyen, temizlik ve aşı gibi tedbirleri almak yerine, tüm sosyal iletişim imkanlarını ortadan kaldırdılar. Ben Dersim bir önceki belediye başkanı Edibe Şahin ile kalıyorum. Vaktimizin çoğunu okuyarak, mümkün olduğu kadarıyla dışarıdaki gelişmeleri takip edip yorumlayarak geçiriyoruz. İtiraf etmeliyim ki hijyen kaygısıyla temizliğe de epeyce zaman ayırıyoruz. Gardiyanların temas ettiği her şeyi dezenfekte etmeye çalışıyoruz. Biraz şaka, biraz gerçek, galiba Covid-19 hepimizin içindeki ‘titiz ev kadını’ formatını tetikleyerek açığa çıkarttı. Bu halimizi eleştiriyor ve temizlik için ayırdığımız zamanı azaltmaya çalışıyoruz.
 
Bir de bitmeyen soruşturmalar ve davalar var. Beş yıldan beri tutukluyuz, hala yeni soruşturma ve davalar geliyor. Hücrede dava dosyası koyacak yer kalmadı. Kamuoyunun bildiği büyük davalar dışında, onlarca soruşturma ile uğraşıyorum. Beş yıldan beri Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne el koymuşlar, bütün iş ve işlemleri didik didik ettiler. Meydanlarda söyledikleri yalanlarını kanıtlayacak bir şey bulamadılar, bulamazlar da zaten. Biz halkın emanetini gözümüzden bile sakınarak görev yaptık. Ama İçişleri Bakanı, Danıştay’ın reddettiği konularda bile yeniden müfettiş göndererek, ‘illa bir şey uydurun’ diyor. Öylesine zorlama ve absürt durumlar var ki bazen bu konularla ilgili haber yapıp, basına göndermek istiyorum. Sonra vazgeçiyorum, zira memlekette hukuk ve adaletin zerresini bırakmadılar. Ama bir çift sözüm var. Bizimle bu kadar uğraşanların her tarafından yolsuzluk, usulsüzlük, yasa dışı ilişkiler dökülüyor. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste sözü demek ki boşa söylenmemiş.
 
*Kürt Siyasetinin Mor Rengi kitabınız çıktı. Başka çalışmalarınız var mı?
 
Kamuoyuna duyuracak düzeyde bir çalışmam yok. Ama bir şeyler yazmaya gayret ediyorum. Açıkçası tecrit, dış dünya ile iletişimsizlik, kitap yasağı ve bitmez tükenmez davalar/soruşturmalar da yazmak için iyi bir atmosfer bırakmadı.
 
“Derin devlet çok katmanlı, farklı kanatların birbiri ile güç/menfaat kavgasına tutuştuğu, kimin galip geleceği belli olmayan bir sürece girdi.”
 
*Türkiye nereye gidiyor, gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
İktidarın memleketi nereye götürdüğü gayet açık. Toplum her sabah yeni bir hukuksuzluğa, skandala uyanmaya alıştı. Faşizan uygulamalar, otoriter kararlar, siyasi darbeler derken; ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ şarkısı eşliğinde iktidar/mafya ilişkileri de ortaya dökülmeye başladı. ‘İktidar kirletir, mutlak iktidar, mutlaka kirletir’ sözü, tam da yaşananları anlatıyor. Uzun bir dönem, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma çabası içerisinde olan iktidar, bir suçlular koalisyonuna dönüştü. Derin devlet çok katmanlı, farklı kanatların birbiri ile güç/menfaat kavgasına tutuştuğu, kimin galip geleceği belli olmayan bir sürece girdi.
  
Gültan'ın manşet sözü ise şu oldu: "Benim manşetim 'şafak vakti' olurdu. Karanlık dağılır. Güneşin ışıkları ufuktan görünür. Ama şafağı beklemek yerine ışık hüzmesi olmalıyız."