Jineolojî Atölyeleri’nde kadın hakikatine yolculuk…

  • 09:10 11 Haziran 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
“Kadına rağmen kadına konulan adlandırmalara karşı, kadını öteki yapan, aşağılayan kavramlara karşı mücadele etmek çok esaslı ve bu mücadelenin yaşama akması, süreklileşmesi, pratikleşmesi çok görünür oldu.”
 
Jineolojî Atölyeleri* 
 
Uzun süreden beri devam eden jineoloji atölyeleri, ilk olarak Diyarbakır’da başladı ve bu atölyelerin yaratmış olduğu heyecan giderek arttı, Van ve İstanbul başta olmak üzere Kürdistan’ın ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde kadın buluşmaları coşkuyla yapıldı. Mahallelerden, kurumsal yapılardan, üniversitelerden, sendikalardan, derneklerden, siyasi partilerden ve farklı kesimlerden gelen kadınlar atölyelerde hikayeleriyle, deneyimleriyle, bilgi ve birikimleriyle ortak bir duyguda birleşti. Bütün bu farklılıklar, aslında tartışmaları güçlendiren ve zenginleştiren bir etki de yarattı.
 
Sezgi, duygu ve düşünce gücünü açığa çıkardık
 
Jineolojî ile temas eden kadınlar, jineolojîyi duyan kadınlar, atölyelerde; kadınlığı, kadın aklını ve ruhunu, bilgisini ve sezgisini, duygu ve düşünce gücünü yeniden ortaya çıkarma gayreti içinde oldu. Atölyelerde, tarihsel süreç içerisinde yaşanılan kadınlık serüveninin -aslında insanlık serüveninin de diyebiliriz- bütün kazanımları, kaybedişleri, tarihteki kadın direnişleri, kadının yaşam mücadelesi incelenip anlaşıldıkça diğer bir deyişle üstü örtülmek istenen “kadın hakikati” açığa çıkarıldıkça verili kadınlık rollerine ve cinsiyetçilik ideolojisine karşı itirazlar daha güçlendi ve daha örgütlendi. Ve bu itirazların; egemen erkek aklına, eril sisteme, sömürüye ve şiddetin her türlüsüne karşı sergilenecek ortak mücadele ile mümkün olacağı düşüncesi anlamlı oldu. Mevcut kadınlığın, varoluş tarzı olarak sunulması karşısında; kendini, kendi hakikatini, kendi varlığını gerçekleştirme çabası çok değerli oldu. Bu anlamda, atölyeler, kadın tarihini ve hakikatini öğrenme ve kadının gücünü tarihinden aldığı iddiasını bilme açısından değerli alanlar oldu.
 
Atölyelerde; cinsiyetçilik, özgür eş yaşam, kadın-erkek ilişkisi, feminizm, tarih, toplumsallık, mitoloji, toplumsal cinsiyet, felsefe gibi başlıklar etrafında tartışmalar, paylaşımlar yapıldı. Düşünce yöntemleri, sosyal bilim ve pozitivizm en çok tartışılan konular arasında yer aldı. Araştırma-inceleme-paylaşım yönündeki heyecan, samimiyet, enerji arttıkça bilgiye ulaşmanın ve bilginin peşinden koşmanın kendisi, bir araya gelmenin kendisi çok anlamlı oldu. Zaten yıllardır kadınlar, kadın özgürlük mücadelesi etrafında bir araya geliyor, okumalar, tartışmalar, araştırmalar yapıyordu.  Fakat jineolojî düşüncesi ile birlikte atölyelerde bir araya gelen kadınlar neyi hedefleyecekti, önceki sürece nazaran nasıl bir fark yaratacaktı gibi sorgulamalar yapıldı.
 
Her atölye yeni bir deneyim ve yöntemi doğallığında açığa çıkardı
 
Özelikle ilk başlarda yöntem belirleme konusunda elbette kaygılar vardı. “Jineolojî Tartışmaları” kitabı, “Jineolojîye Giriş” kitabı ve “Jineolojî Dergisi” bütün bu sorulara, arayışlara, sorgulamalara cevap oldu. “Jineolojîye Giriş” kitabı kadınlar için büyük bir motive kaynağı olmakla birlikte temel bir kaynak da oldu ve hemen akabinde üç ayda bir çıkan Jineolojî Dergisi ile birlikte tartışmalar, konu başlıkları daha derinlikli ve daha kapsamlı yapıldı. Her şeyden öte şu husus rahatlıkla ifade edilebilir; Aslında her atölye yeni bir deneyim ve yeni bir yöntemi kendi doğallığında açığa çıkardı.  Her atölyenin kendi dinamiği ve ruhu sürece yön vermiş oldu. 
 
Yaşadığımız tarihsel serüven devasa bir külliyat oluşturuyor
 
Bilgiye erişimin çok kolay ve çok hızlı olduğu bu dönemde, bilginin arkeolojisini, kadının arkeolojisini, kadın bilgisinin arkeolojisini yapmak, en küçük bir bilginin bile tarihsel anlamını, epistemolojik kökenini sorgulamak her kadında heyecan yarattı. Ve böylece bakış açısı, anlamlandırma dünyaları değişti, gelişti ve zenginleşti. 9 bin yıllık kadın tarihi incelenirken, kadın arkeolojisi yapılırken, aslında devasa bir külliyat ortaya çıkıyor. Tanrıçalık, neolitik dönemin bilimi-kültürü-tekniği, mitoloji, sezgisellik, şifacılık, kadınların yaşadığı tarihsel serüven… bütün bunlar devasa bir külliyat.
 
Jineolojî atölyelerinde, aynı zamanda kadın bilimini de geliştirecek olan, “kadın arkeolojisi” kavramının sadece geçmişe ait olmaması gerektiği, geçmiş bir bilgiyi öğrenip yine geçmişte bırakmak anlamına gelmemesi gerektiği temel hedeflerden oldu. “Kadın arkeolojisi” kavramının bir anlamda geleceği de belirlemesi, şekillendirmesi gerekiyor. Çünkü egemenin yöntemi, bilgisi, araçları sürekli ve yeniden yeniden güncelleniyor. Güncellenen biçimlerine de cevap olunması gerektiği, bugünün kaybedilmemesi gerektiği, geçmiş bilginin günceldeki karşılığı nedir sorgulamasının yapılması gerektiği de atölyelerde özellikle tartışılan bir diğer konu oldu. Tabi bu tartışmalar yapılırken pozitivizmin oyununa takılıp geçmişle bağı koparmamak ve güncele boğulmamak da anlamlıydı. Bu yöntemin kendisi çok değerli. Geçmişin güncelle bağının kurulması, geçmişteki bilginin analizi üzerinden yeni bir bilginin üretilmesi, yeni bir bilginin açığa çıkartılması deneyimleri; kadın tarihi, kadın hakikati açısından çok öğretici oldu ve bu yöntemle birlikte bilginin açığa çıkarılacağı alanlar da atölyeler oldu. İşte tam olarak bu noktada atölyeler, neyi ne kadar açığa çıkardı, açığa çıkan bilgi ne kadar yaşamsal kılındı soruları kadar; ne yapamadı, nerde eksik kaldı soruları da önem kazandı ve tartışılması gereken başlıklar arasında yer aldı.
 
Egemenin kavramlarına karşı refleksler gelişkin oldu
 
Jineolojî atölyelerinde, bir taraftan bilim, felsefe, sosyal bilim, pozitivizm okumaları, tartışmaları yapılırken diğer taraftan, kadın biliminin kendi dilini, yöntemini, kavramlarını, söylemlerini oluşturması da temel bir arayış oldu. Sadece bilimde, felsefede değil; sokakta, medyada, sanatta, hukukta, ekonomide özcesi yaşamın bütün alanlarında egemen erkek akıl tarafından kullanılan dilin iktidarla ilişkisi, egemenin dilinin aslında özne-nesne ayrımını yansıttığı ve daha da pekiştirdiği, yeniden ürettiği konuları önemli gündemler oldu. Bu anlamda, özellikle egemenin kavramlarına karşı, ifade biçimlerine karşı refleksler gelişkin oldu. Kadına rağmen kadına konulan adlandırmalara karşı, kadını öteki yapan, aşağılayan kavramlara karşı mücadele etmek çok esaslı oldu.  Ve bu mücadelenin yaşama akması, süreklileşmesi, pratikleşmesi çok görünür oldu.
 
Aynı zamanda atölyelerde kadın biliminin dili, yaşam biliminin dili nasıl olmalı sorgulamaları da yapıldı. Bu dilin toplumla, yaşamla bağının olması gerektiği, salt akademik, soyut, elit olmaması gerektiği ve kadınları, toplumu kategorize etmeden, ayırmadan bütünselci olması gerektiği anlam kazandı. Aslında atölyeler; yaşamın ve kadının dili konusunda, önce kadınla birlikte düşünmenin, ne kadar bozukluk varsa birlikte tartışmanın ve gidermenin cesaretinin vücut bulduğu süreçler oldu da denilebilir. 
 
Bilgi iktidarı atölyelerde mahkum ediliyor
 
Atölyelerde en önemli şey, bilgi iktidarının olmaması.  Jineolojî düşüncesi bunu kaldırmıyor, bunu her defasında kusuyor. Bilgiyi paylaşmak, güç gösterisi haline getirmemek ve tahakküm aracı olarak kullanmamak daha değerli oldu. Ve jineolojî atölyelerinde şu husus da fark edildi; aslında atölyeler herkesle temas eden, herkesin yaşamına bir şekilde değen mekanlardır. Çünkü bir konunun çok farklı kesimlerden, farklı kimliklerden, farklı yaşlardan, farklı inançlardan olan kadınlar tarafından tartışıldığı, bilginin paylaşıldığı ve ortaklaştırıldığı alanlar oldu atölyeler. Genç kadınların annelerle birlikte bilim tartışması yapması, annelerin deneyimlerini paylaşması ve bu deneyimlerin aslında bilimsel ve özgürlük değeri taşıması çok değerli oldu.   
 
Erkekle kurulan ilişkilerde sorunlar tespit edildi
 
Sonuç olarak şu noktayı belirtmekte fayda var. Atölyelerde özelikle özgür eş yaşam, kadın cins bilinci, kadın-erkek ilişkisi konularında çok güçlü tespitler, eleştiriler ve söylemler olmasına rağmen, zaman zaman “erkekle ilişkide” zorluklar yaşandığı fark edildi.  Bu fark ediş, “değişim ve dönüşüm bu kadar kısa sürede mümkün değil midir?” sorgulamasını açığa çıkardı. Evet, değişim ve dönüşüm kısa sürede mümkün olmayabilir. Atölyelerin henüz çok yeni olması, haklı bir gerekçe de yaratıyor.  Çünkü binlerce yıllık bir ideoloji ve kökleşmiş bir ezber var, değişmesi zor ama mümkün. Ve bu mümkünatı gösteren temel öğe de jineolojî atölyeleri oldu. Atölyeler; farkındalık, bilinçlenme, güçlenme, kadın dayanışması ve bu dayanışmayı güçlendirme amacı taşıdı. Kadınların; etiği, estetiği, iyiyi, doğruyu, güzeli sağlayabilme yeteneklerini ortaya çıkaracağı en temel alanlar oldu. 
 
Kadın bilimi, sosyal bilim, özgür eş yaşam, cinsiyetçilik gibi tartışmaların yaşamdaki karşılığı, toplumsal ilişkilerdeki karşılığı, kendini atölyelerde var etti. Bu var ediş, her kadın için aynı düzeyde olmayabilir, aynı şekilde olmayabilir ama bunun arayışı, çabası sönmedi, devam ediyor. Dolayısıyla jineolojî atölyeleri şu mesajı veriyor aslında;  anlam arayışı oldukça ve bu arayış topluma yayıldıkça, bilginin peşinden koşma çabası, kadın bilimini oluşturma çabası, kadın varlığını, kimliğini gerçekleştirme çabası oldukça ve bu çaba örgütlendikçe değişim ve dönüşüm kaçınılmaz olacaktır.
 
*Jineolojî atölyelerine katılan kadınların kolektif yazısıdır.