Afganistan, İran, Türkiye arasında bir yaşam: Şiddet ve ırkçılık

  • 09:04 8 Eylül 2021
  • Güncel
 
Öznur Değer - Dilan Babat
 
ANKARA - Afganistan’daki savaştan dolayı İran’a yerleşen, orada da erkek şiddeti nedeniyle Türkiye’ye göç eden P.R. şimdi ise ırkçı saldırılarla karşı karşıya. Polislerin sessizliğinden dolayı şikayetçi bile olamayan P. “güvende hissetmediğini” vurguluyor. 
 
Ortadoğu ülkelerinde derinleşen savaş, özelde kadın ve çocukları etkisi altına alırken, hayata tutunmaya çalışanları da göç yollarına düşürüyor. Her yıl binlerce mülteci, sığınmacı hayata tutunabilmek adına savaştan kaçarak Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılıyor. Savaş'tan kaçarak "daha iyi bir hayat" hayalinin peşine düşen mülteciler ise yerleştikleri ülkelerde ırkçı politikaların sonucunda hedef haline getiriliyor. 
 
İran’da Afgan mülteci olmak...
 
Daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilmek için Türkiye’ye göç eden sayısız göçmen kadından biri ise Ankara’nın Altındağ ilçesinde yaşayan 34 yaşındaki P.R. Aslen Afganistanlı olan P.’nin ailesi 1985’te Afganistan’da süren Sovyet-Afgan savaşı dolayısıyla göç yoluna düşerek İran’a gidiyor. İran’ın İsfahan kentinde bir mülteci olarak doğup büyüyen P., devletin mülteci politikalarına erken yaşta maruz kalmaya başlayanlardan. 20 yaşında evlenmesinin ardından bu defa erkek şiddeti ile karşı karşıya kalan P., Huzistan eyaletine bağlı bir kampta yaşamaya başlıyor.
 
‘Kadınların çalışması yasaktı’
 
İran’da bir mülteci olarak yaşamanın zorluklarına dikkat çeken P., Huzistan’da mültecilerin kamplara yerleştirildiğini ve kendilerine ayrılan kamplar dışında başka yerlerde yaşamlarının yasak olduğunu söylüyor. Kampta evli olduğu erkek ve 2 çocuğuyla birlikte yaşayan P., yıllarca evli olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor. Kampta herhangi bir hakka sahip olmadıklarına dikkat çeken P., “Kampta çoğunlukla Afganistanlılar kalıyordu. Orada çok küçük odalarda yaşıyorduk. 50 metrekarelik bir evde yaşıyorduk. Herkes özgür bir şekilde istediği gibi çalışamıyordu. Yalnızca erkeklerin çalışmasına izin veriyorlardı. Kadınların çalışması yasaktı. Onların da çalışmak için izin alması gerekiyordu. Çalışmak istedikleri zamanlarda kamptan bir belge alıyorlardı ve o belge olmadan şehrin dışına çıkamıyorlardı” sözlerine yer veriyor.
 
‘Hakkımda karar vermemeleri için Türkiye’ye geldim’
 
Kampta 8 sene boyunca kaldığını kaydeden P., evli olduğu erkeğin kendilerini terk ederek Afganistan’a yerleşmesinin ardından yeni bir yaşam kurmak için İran’dan çıkmaya karar verdiğini belirtiyor. P., “Kampta yaşamak çok zordu. Orada çok sayıda erkek vardı ve ben kendimi güvende hissetmiyordum. Çocuklarım güvende değildi. Eşim gittikten sonra ailem onlarla yaşamamı istedi. Benim hakkımda onlar karar verecekti ve ben de onlarla yaşamak istemediğim için kamptan ayrılarak 2019’da Türkiye’ye gelmeye karar verdim” ifadeleriyle erkek egemenliğine karşı çıktığını anlatıyor.
 
‘İçimde bir korku vardı hep’
 
Ailesine ve erkeğin kendisi hakkında bir karar vermesine karşı çıktığı için 2 çocuğuyla birlikte Türkiye’ye göç eden P., 2 gün boyunca yolda kaldıklarını, koşarak ve dağlardan tırmanarak Türkiye’ye gelebildiklerini dile getiriyor. P., “Kararı almam ve Türkiye’ye gelmem çok hızlı gelişti. Ama korkuyordum. İçimde bir korku vardı hep. Türkiye’ye geldikten sonra bize geçici kimlik verildi. O kimlikle çocuklarımı okula kaydettim. Hemen ardından ise koronavirüs geldi ve her şey çok kötü olmaya başladı” diye belirtiyor.  
 
Virüsten sonra işsiz kaldı
 
Ankara’ya gelmeden önce başka bir şehirde yaşadığını ve orada meslek öğrenmek için bir kuaförde çalışmaya başladığını sözlerine ekleyen P.,  “Koronadan sonra işimi de kaybettim. Çok zor geçiniyorum. Bazen yiyecek bir şey alamıyorum ve borç almak zorunda kalıyorum. Benim sağlık sigortam da kapandı. Böbrek rahatsızlığım var ve ameliyat olmam gerekiyor. Psikolojik olarak da iyi değilim. Ama doktora da gidemiyorum” diyor.
 
Çocukları ırkçı saldırıya maruz kaldı
 
Ayrıldığı erkekten tehditler almaya devam ettiğinin altını çizen P., güvende hissetmediğini söylüyor.  Yanı sıra yaşadığı mahallede çocuklarının 3 defa mahalleliler tarafından ırkçı saldırıya maruz kaldığını ifade eden P. sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Çocuklarım birkaç kez darp edildi, şiddete maruz kaldı o nedenle dışarı çıkmaya korkuyorlar. Şikayet edemedim çünkü şikayet etmiş olsaydım mahalledekiler bizimle düşman olacaktı. Bu mahallede polis de pek bir şeye karışmıyor. Çocuklarım şiddete maruz kaldığı için ben de çıkmaya korkuyorum.”